Salmos 78

Türkçe (BB31) vs VC

Sair da comparação
VC Versão Católica
1 Dinle, ey halkım, öğrettiklerimi, 2 Kulak ver ağzımdan çıkan sözlere.
1 Hino de Asaf. Escuta, ó meu povo, minha doutrina; às palavras de minha boca presta atenção.
2 Özdeyişlerle söze başlayacağım, 2 Eski sırları anlatacağım,
2 Abrirei os lábios, pronunciarei sentenças, desvendarei os mistérios das origens.
3 Duyduğumuzu, bildiğimizi, 2 Atalarımızın bize anlattığını.
3 O que ouvimos e aprendemos, através de nossos pais,
4 Torunlarından bunları gizlemeyeceğiz; 2 RABbin övgüye değer işlerini, 2 Gücünü, yaptığı harikaları 2 Gelecek kuşağa duyuracağız.
4 nada ocultaremos a seus filhos, narrando à geração futura os louvores do Senhor, seu poder e suas obras grandiosas.
5 RAB Yakup soyuna koşullar bildirdi, 2 İsraile yasa koydu. 2 Bunları çocuklarına öğretsinler diye 2 Atalarımıza buyruk verdi.
5 Ele promulgou uma lei para Jacó, instituiu a legislação de Israel, para que aquilo que confiara a nossos pais, eles o transmitissem a seus filhos,
6 Öyle ki, gelecek kuşak, yeni doğacak çocuklar bilsinler, 2 Onlar da kendi çocuklarına anlatsınlar,
6 a fim de que a nova geração o conhecesse, e os filhos que lhes nascessem pudessem também contar aos seus.
7 Tanrıya güven duysunlar, 2 Tanrının yaptıklarını unutmasınlar, 2 Onun buyruklarını yerine getirsinler;
7 Aprenderiam, assim, a pôr em Deus sua esperança, a não esquecer as divinas obras, a observar as suas leis;
8 Ataları gibi inatçı, başkaldırıcı, 2 Yüreği kararsız, 2 Tanrıya sadakatsiz bir kuşak olmasınlar.
8 e a não se tornar como seus pais, geração rebelde e contumaz, de coração desviado, de espírito infiel a Deus.
9 Oklarla, yaylarla kuşanmış Efrayimoğulları 2 Savaş günü sırtlarını döndüler.
9 Os filhos de Efraim, hábeis no arco, voltaram as costas no dia do combate.
10 Tanrının antlaşmasına uymadılar, 2 Onun yasasına göre yaşamayı reddettiler.
10 Não guardaram a divina aliança, recusaram observar a sua lei.
11 Unuttular Onun işlerini, 2 Kendilerine gösterdiği harikaları.
11 Eles esqueceram suas obras, e as maravilhas operadas ante seus olhos.
12 Mısırda, Soan bölgesinde 2 Tanrı harikalar yapmıştı atalarının önünde.
12 Em presença de seus pais, ainda em terras do Egito, ele fez grandes prodígios nas planícies de Tanis.
13 Denizi yarıp geçirmişti onları, 2 Bir duvar gibi ayakta tutmuştu suları.
13 O mar foi dividido para lhes dar passagem, represando as águas, verticais como um dique;
14 Gündüz bulutla, 2 Gece ateş ışığıyla onlara yol göstermişti.
14 De dia ele os conduziu por trás de uma nuvem, e à noite ao clarão de uma flama.
15 Çölde kayaları yarmış, 2 Sanki dipsiz kaynaklardan 2 Onlara kana kana su içirmişti.
15 Rochedos foram fendidos por ele no deserto, com torrentes de água os dessedentara.
16 Kayadan akarsular fışkırtmış, 2 Suları ırmak gibi akıtmıştı.
16 Da pedra fizera jorrar regatos, e manar água como rios.
17 Ama onlar çölde Yüceler Yücesine başkaldırarak 2 Günah işlemeye devam ettiler.
17 Entretanto, continuaram a pecar contra ele, e a se revoltar contra o Altíssimo no deserto.
18 Canlarının çektiği yiyeceği isteyerek 2 İçlerinde Tanrıyı denediler.
18 Provocaram o Senhor em seus corações, reclamando iguarias de suas preferências.
19 ‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, 2 Tanrıya karşı konuştular.
19 E falaram contra Deus: Deus será capaz de nos servir uma mesa no deserto?
20 ‹‹Bak, kayaya vurunca sular fışkırdı, 2 Dereler taştı. 2 Peki, ekmek de verebilir mi, 2 Et sağlayabilir mi halkına?››
20 Eis que feriu a rocha para fazer jorrar dela água em torrentes. Mas poderia ele nos dar pão e preparar carne para seu povo?
21 RAB bunu duyunca çok öfkelendi, 2 Yakupa ateş püskürdü, 2 Öfkesi tırmandı İsraile karşı;
21 O Senhor ouviu e se irritou: sua cólera se acendeu contra Jacó, e sua ira se desencadeou contra Israel,
22 Çünkü Tanrıya inanmıyorlardı, 2 Onun kurtarıcılığına güvenmiyorlardı.
22 porque não tiveram fé em Deus, nem confiaram em seu auxílio.
23 Yine de RAB buyruk verdi bulutlara, 2 Kapaklarını açtı göklerin;
23 Contudo, ele ordenou às nuvens do alto, e abriu as portas do céu.
24 Man yağdırdı onları beslemek için, 2 Göksel tahıl verdi onlara.
24 Fez chover o maná para saciá-los, deu-lhes o trigo do céu.
25 Meleklerinfı ekmeğini yedi her biri, 2 Doyasıya yiyecek gönderdi onlara.
25 Pôde o homem comer o pão dos fortes, e lhes mandou víveres em abundância,
26 Doğu rüzgarını estirdi göklerde, 2 Gücüyle güney rüzgarına yol gösterdi.
26 depois fez soprar no céu o vento leste, e seu poder levantou o vento sul.
27 Toz gibi et yağdırdı başlarına, 2 Deniz kumu kadar kuş;
27 Fez chover carnes, então, como poeira, numerosas aves como as areias do mar,
28 Ordugahlarının ortasına, 2 Konakladıkları yerin çevresine düşürdü.
28 As quais caíram em seus acampamentos, ao redor de suas tendas.
29 Yediler, tıka basa doydular, 2 İsteklerini yerine getirdi Tanrı.
29 Delas comeram até se fartarem, e satisfazerem os seus desejos.
30 Ancak onlar isteklerine doymadan, 2 Daha ağızları doluyken,
30 Mas apenas o apetite saciaram, estando-lhes na boca ainda o alimento,
31 Tanrının öfkesi parladı üzerlerine. 2 En güçlülerini öldürdü, 2 Yere serdi İsrail yiğitlerini.
31 desencadeia-se contra eles a cólera divina, fazendo perecer a sua elite, e prostrando a juventude de Israel.
32 Yine de günah işlemeye devam ettiler, 2 Onun harikalarına inanmadılar.
32 Malgrado tudo isso, persistiram em pecar, não se deixaram persuadir por seus prodígios.
33 Bu yüzden Tanrı onların günlerini boşluk, 2 Yıllarını dehşet içinde bitirdi.
33 Então, Deus pôs súbito termo a seus dias, e seus anos tiveram repentino fim.
34 Tanrı onları öldürdükçe Ona yönelmeye, 2 İstekle Onu yeniden aramaya başlıyorlardı.
34 Quando os feria, eles o procuravam, e de novo se voltavam para Deus.
35 Tanrının kayaları olduğunu, 2 Yüce Tanrının kurtarıcıları olduğunu anımsıyorlardı.
35 E se lembravam que Deus era o seu rochedo, e que o Altíssimo lhes era o salvador.
36 Oysa ağızlarıyla Ona yaltaklanıyor, 2 Dilleriyle yalan söylüyorlardı.
36 Mas suas palavras enganavam, e lhe mentiam com a sua língua.
37 Ona yürekten bağlı değillerdi, 2 Antlaşmasına sadık kalmadılar.
37 Seus corações não falavam com franqueza, não eram fiéis à sua aliança.
38 Yine de Tanrı sevecendi, 2 Suçlarını bağışlıyor, onları yok etmiyordu; 2 Çok kez öfkesini tuttu, 2 Bütün gazabını göstermedi.
38 Mas ele, por compaixão, perdoava-lhes a falta e não os exterminava. Muitas vezes reteve sua cólera, não se entregando a todo o seu furor.
39 Onların yalnızca insan olduğunu anımsadı, 2 Geçip giden, dönmeyen bir rüzgar gibi.
39 Sabendo que eles eram simples carne, um sopro só, que passa sem voltar.
40 Çölde kaç kez Ona başkaldırdılar, 2 Issız yerlerde Onu gücendirdiler!
40 Quantas vezes no deserto o provocaram, e na solidão o afligiram!
41 Defalarca denediler Tanrıyı, 2 İncittiler İsrailin Kutsalını.
41 Recomeçaram a tentar a Deus, a exasperar o Santo de Israel.
42 Anımsamadılar Onun güçlü elini, 2 Kendilerini düşmandan kurtardığı günü,
42 Esqueceram a obra de suas mãos, no dia em que os livrou do adversário,
43 Mısırda gösterdiği belirtileri, 2 Soan bölgesinde yaptığı şaşılası işleri.
43 quando operou seus prodígios no Egito e maravilhas nas planícies de Tânis;
44 Mısırın kanallarını kana çevirdi, 2 Sularını içemediler.
44 quando converteu seus rios em sangue, a fim de impedi-los de beber de suas águas;
45 Gönderdiği at sinekleri yedi halkı, 2 Gönderdiği kurbağalar yok etti ülkeyi.
45 quando enviou moscas para os devorar e rãs que os infestaram;
46 Ekinlerini tırtıllara, 2 Emeklerinin ürününü çekirgelere verdi.
46 quando entregou suas colheitas aos pulgões, e aos gafanhotos o fruto de seu trabalho;
47 Asmalarını doluyla, 2 Yabanıl incir ağaçlarını iri dolu taneleriyle yok etti.
47 quando arrasou suas vinhas com o granizo, e suas figueiras com a geada;
48 Büyükbaş hayvanlarını kırgına, 2 Küçükbaş hayvanlarını yıldırıma teslim etti.
48 quando extinguiu seu gado com saraivadas, e seus rebanhos pelos raios;
49 Üzerlerine kızgın öfkesini, 2 Gazap, hışım, bela 2 Ve bir alay kötülük meleği gönderdi.
49 quando descarregou o ardor de sua cólera, indignação, furor, tribulação, um esquadrão de anjos da desgraça.
50 Yol verdi öfkesine, 2 Canlarını ölümden esirgemedi, 2 Onları salgın hastalığın pençesine düşürdü.
50 Deu livre curso à sua cólera; longe de preservá-los da morte, ele entregou à peste os seres vivos.
51 Mısırda bütün ilk doğanları, 2 Hamın çadırlarında bütün ilk çocukları vurdu.
51 Matou os primogênitos no Egito, os primeiros partos nas habitações de Cam,
52 Kendi halkını davar gibi götürdü, 2 Çölde onları bir sürü gibi güttü.
52 enquanto retirou seu povo como ovelhas, e o fez atravessar o deserto como rebanho.
53 Onlara güvenlik içinde yol gösterdi, korkmadılar; 2 Düşmanlarınıysa deniz yuttu.
53 Conduziu-o com firmeza sem nada ter que temer, enquanto aos inimigos os submergiu no mar.
54 Böylece onları kendi kutsal topraklarının sınırına, 2 Sağ elinin kazandığı dağlık bölgeye getirdi.
54 Ele os levou para uma terra santa, até os montes que sua destra conquistou.
55 Önlerinden ulusları kovdu, 2 Mülk olarak topraklarını 2 İsrail oymakları arasında bölüştürdü. 2 Halkını konutlarına yerleştirdi.
55 Ele expulsou nações diante deles, distribuiu-lhes as terras como herança, fez habitar em suas tendas as tribos de Israel.
56 Ama onlar yüce Tanrıyı denediler, 2 Ona başkaldırdılar, 2 Koşullarına uymadılar.
56 Mas ainda tentaram a Deus e provocaram o Altíssimo, e não observaram os seus preceitos.
57 Döneklik edip ataları gibi ihanet ettiler, 2 Güvenilmez bir yay gibi bozuk çıktılar.
57 Transviaram-se e prevaricaram como seus pais, erraram o alvo, como um arco mal entesado.
58 Puta taptıkları yerlerle Onu kızdırdılar, 2 Putlarıyla Onu kıskandırdılar.
58 Provocaram-lhe a ira com seus lugares altos, e inflamaram-lhe o zelo com seus ídolos.
59 Tanrı bunları duyunca çok öfkelendi, 2 İsraili büsbütün reddetti.
59 À vista disso Deus se encolerizou e rejeitou Israel severamente.
60 İnsanlar arasında kurduğu çadırı, 2 Şilodaki konutunu terk etti.
60 Abandonou o santuário de Silo, tabernáculo onde habitara entre os homens.
61 Kudretini tutsaklığa, 2 Görkemini düşman eline teslim etti. Antlaşma Sandığını kastetmektedir.
61 Deixou conduzir cativa a arca de sua força, permitiu que a arca de sua glória caísse em mãos inimigas.
62 Halkını kılıç önüne sürdü, 2 Öfkesini kendi halkından çıkardı.
62 Abandonou seu povo à espada, e se irritou contra a sua herança.
63 Gençlerini ateş yuttu, 2 Kızlarına düğün türküsü söylenmez oldu.
63 O fogo devorou sua juventude, suas filhas não encontraram desponsório.
64 Kâhinleri kılıç altında öldü, 2 Dul kadınları ağlayamadı.
64 Seus sacerdotes pereceram pelo gládio, e as viúvas não choraram mais seus mortos.
65 O zaman Rab uykudan uyanır gibi, 2 Şarabın rehavetinden ayılan bir yiğit gibi oldu.
65 Então, o Senhor despertou como de um sono, como se fosse um guerreiro dominado pelo vinho.
66 Düşmanlarını püskürttü, 2 Onları sonsuz utanca boğdu.
66 E feriu pelas costas os inimigos, infligindo-lhes eterna igomínia.
67 Tanrı Yusuf soyunu reddetti, 2 Efrayim oymağını seçmedi;
67 Rejeitou o tabernáculo de José, e repeliu a tribo de Efraim.
68 Ancak Yahuda oymağını, 2 Sevdiği Siyon Dağını seçti.
68 Mas escolheu a de Judá e o monte Sião, monte de predileção.
69 Tapınağını doruklar gibi, 2 Sonsuzluk için kurduğu yeryüzü gibi yaptı.
69 Construiu seu santuário, qual um céu, estável como a terra, firmada para sempre.
70 Kulu Davutu seçti, 2 Onu koyun ağılından aldı.
70 Escolhendo a Davi, seu servo, e o tomando dos apriscos das ovelhas.
71 Halkı Yakupu, kendi halkı İsraili gütmek için, 2 Onu yavru kuzuların ardından getirdi.
71 Chamou-o do cuidado das ovelhas e suas crias, para apascentar o rebanho de Jacó, seu povo, e de Israel, sua herança.
72 Böylece Davut onlara dürüstçe çobanlık etti, 2 Becerikli elleriyle onlara yol gösterdi.
72 Davi foi para eles um pastor reto de coração, que os dirigiu com mão prudente.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Salmos 78, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.