Jó 39
Türkçe (BB31) vs NVT
1 ‹‹Dağ keçilerinin ne zaman doğurduğunu biliyor musun? 2 Geyiklerin yavruladığı zamanı sen mi gözlüyorsun?
1 “Você sabe quando as cabras monteses dão à luz? Viu as corças nascerem?
2 Sen mi sayıyorsun doğuruncaya dek geçirdikleri ayları? 2 Doğurdukları zamanı biliyor musun?
2 Sabe quantos meses dura sua gestação? Sabe qual é o momento do parto?
3 Çöküp yavrularını doğurur, 2 Kurtulurlar sancılarından.
3 Elas se agacham para dar à luz seus filhotes, e assim suas crias nascem.
4 Güçlenir, kırda büyür yavrular, 2 Gider, bir daha dönmezler.
4 Os filhotes crescem nos campos abertos e vão embora, para nunca mais voltar.
5 ‹‹Kim yaban eşeğini başı boş gönderdi, 2 Kim bağlarını çözdü?
5 “Quem deu ao jumento sua liberdade? Quem desatou suas cordas?
6 Yurt olarak ona bozkırı, 2 Barınak olarak tuzlayı verdim.
6 Eu o coloquei no deserto; as terras estéreis são seu lar.
7 Kentteki kargaşaya güler o, 2 Sürücünün bağırdığını duymaz.
7 Ele despreza o barulho da cidade e não faz caso dos gritos do condutor.
8 Otlamak için tepeleri dolaşır, 2 Yeşillik arar.
8 Os montes são seu pasto, onde ele procura o capim.
9 ‹‹Yaban öküzü sana kulluk etmek ister mi? 2 Geceyi senin yemliğinin yanında geçirir mi?
9 “Acaso o boi selvagem aceitará ser domado? Passará a noite no curral?
10 Sabanla yarık açsın diye ona bağ vurabilir misin? 2 Arkanda, ovalarda tırmık çeker mi?
10 Você consegue prendê-lo ao arado? Acaso ele lavrará um campo para você?
11 Çok güçlü diye ona bel bağlayabilir misin? 2 Ağır işini ona bırakabilir misin?
11 Sendo ele muito forte, pode-se confiar nele? Você pode ir embora, certo de que ele fará seu trabalho?
12 Ekinini getireceğine, 2 Buğdayını harman yerinde toplayacağına güvenir misin?
12 Pode depender dele para recolher o trigo e levá-lo ao lugar de debulhar os grãos?
13 ‹‹Devekuşunun kanatları sevinçle dalgalanır, 2 Ama leyleğin kanatları ve tüyleriyle kıyaslanamaz.
13 “A avestruz bate as asas, alegre, mas não tem a plumagem da cegonha.
14 Devekuşu yumurtalarını yere bırakır, 2 Onları kumda ısıtır,
14 Ela põe seus ovos na terra, para que sejam aquecidos no pó.
15 Ayak altında ezilebileceklerini, 2 Yabanıl hayvanlarca çiğnenebileceklerini düşünmez.
15 Não se preocupa que alguém possa pisá-los ou que um animal selvagem os destrua.
16 Yavrularına sert davranır, kendinin değilmiş gibi, 2 Çektiği zahmetin boşa gideceğine üzülmez.
16 Trata seus filhotes com dureza, como se não fossem seus; não se importa se eles morrem.
17 Çünkü Tanrı ona bilgelik bağışlamamış, 2 Anlayıştan pay vermemiştir.
17 Pois Deus não lhe deu sabedoria, nem lhe concedeu entendimento.
18 Yine de koşmak için kabarınca 2 Ata ve binicisine güler.
18 Quando, porém, ela se levanta para correr, zomba até mesmo do cavalo mais veloz e seu cavaleiro.
19 ‹‹Sen mi ata güç verdin, 2 Dalgalanan yeleyi boynuna giydirdin?
19 “Acaso você deu força ao cavalo ou lhe cobriu o pescoço com a crina?
20 Sen misin onu çekirge gibi sıçratan, 2 Gururlu kişnemesiyle korku saçtıran?
20 Deu-lhe a habilidade de pular como um gafanhoto? Seu bufar majestoso é assustador!
21 Ayakları toprağı şiddetle eşer, 2 Gücünden ötürü sevinçle coşar, 2 Savaşçının üstüne yürür.
21 Ele revolve o chão com as patas e alegra-se em sua força quando corre para a batalha.
22 Korkuya güler, hiçbir şeyden yılmaz, 2 Kılıç önünde geri adım atmaz.
22 Ri do medo e nada teme; não foge da espada.
23 Ok kılıfı, parıldayan mızrak ve pala 2 Üzerinde takırdar atın.
23 Flechas voam ao seu redor, lanças e dardos faíscam.
24 Coşku ve heyecanla uzaklıkları yutar, 2 Boru çalınca duramaz yerinde.
24 Agitado e enfurecido, devora o caminho; lança-se à batalha quando a trombeta ressoa.
25 Boru çaldıkça, ‹Hi!› diye kişner, 2 Savaş kokusunu, komutanların gürleyen sesini, 2 Savaş çığlıklarını uzaklardan duyar.
25 Relincha ao toque da trombeta e fareja de longe a batalha, à espera das ordens do capitão e do ruído de luta.
26 ‹‹Atmaca senin bilgeliğinle mi süzülüyor, 2 Kanatlarını güneye doğru açıyor?
26 “Acaso é sua sabedoria que faz o falcão voar alto e abrir as asas para o sul?
27 Kartal senin buyruğunla mı yükseliyor, 2 Yuvasını yükseklere kuruyor?
27 É por ordem sua que a águia se eleva e faz o ninho lá no alto?
28 Uçurum kenarlarında konaklıyor, 2 Sivri kayalar onun kalesi.
28 Ela mora nos rochedos; constrói seu ninho nas pedras mais altas.
29 Oradan gözetliyor yiyeceğini, 2 Gözleri avını uzaktan seçiyor.
29 Dali, ela caça sua presa; de longe, seus olhos a avistam.
30 Onun yavruları kanla beslenir, 2 Leşler neredeyse, o da oradadır.››
30 Seus filhotes bebem sangue; onde há um animal morto, ali ela está”.
Atalhos do teclado
- Capítulo anterior←
- Próximo capítulo→
- Versículo anteriork
- Próximo versículoj
- Limpar seleçãoEsc
- Esta ajuda?
Estude este capítulo no WhatsApp
Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Jó 39, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.