Tiago 1

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs NTLH

Sair da comparação
NTLH Nova Tradução na Linguagem de Hoje 2000
1 Allah’ın ve Efendimiz İsa Mesih’in kulu ben Yakub, İsrail’in on iki aşireti gibi dünyanın dört bir yanına dağılmış olan müminlere selam ederim.
1 Eu, Tiago, servo de Deus e do Senhor Jesus Cristo, envio saudações a todo o povo de Deus espalhado pelo mundo inteiro.
2 Ey mümin kardeşlerim, çeşitli zorluklarla karşılaştığınızda sevinin.
2 Meus irmãos, sintam-se felizes quando passarem por todo tipo de aflições.
3 Bilin ki, imanınızın bu şekilde imtihan edilmesi dayanma gücünüzü artıracaktır.
3 Pois vocês sabem que, quando a sua fé vence essas provações, ela produz perseverança.
4 Her sıkıntıya katlanmayı öğrenmelisiniz; o zaman eksiği olmayan, olgun ve kâmil kişiler olacaksınız.
4 Que essa perseverança seja perfeita a fim de que vocês sejam maduros e corretos, não falhando em nada!
5 İçinizden birinin hikmette eksiği varsa, Allah’tan istesin. Allah herkese cömertçe ve itiraz etmeden verir.
5 Mas, se alguém tem falta de sabedoria, peça a Deus, e ele a dará porque é generoso e dá com bondade a todos.
6 Fakat alacağınızdan şüphe etmeden, imanla isteyin. Çünkü şüpheci kişi rüzgârın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzer.
6 Porém peçam com fé e não duvidem de modo nenhum, pois quem duvida é como as ondas do mar, que o vento leva de um lado para o outro.
7 Böyle biri her işte kararsız ve değişkendir; Rab’den bir şey almayı beklemesin.
7 Quem é assim não pense que vai receber alguma coisa do Senhor,
8 Böyle biri her işte kararsız ve değişkendir; Rab’den bir şey almayı beklemesin.
8 pois não tem firmeza e nunca sabe o que deve fazer.
9 Hakir görülen mümin kardeş Allah tarafından yüceltilince sevinsin;
9 O irmão que é pobre deve ficar contente quando Deus faz com que melhore de vida;
10 zengin mümin de hakir duruma düşerse sevinsin. Çünkü serveti, kır çiçeği gibi çarçabuk yok olup gitmesini önleyemez.
10 e quem é rico deve sentir o mesmo quando Deus faz com que piore de vida. Pois quem é rico desaparecerá como a flor da erva do campo.
11 Güneş yakıcı sıcaklığıyla yükselir, bitkileri kavurup bitirir; çiçekler solar ve güzellikleri yok olur. Aynı şekilde zengin kişi de kendi uğraşları içinde yok olup gider.
11 Quando o sol brilha forte, e o seu calor queima a planta, aí a flor cai, e a sua beleza é destruída. Do mesmo modo, quem é rico será destruído no meio dos seus negócios.
12 İman imtihanına tahammül eden kişiye ne mutlu! İmtihandan başarıyla çıkan, ebedî hayat tacını alacaktır. Bu, Rab’bin kendisini sevenlere vaat ettiği mükâfattır.
12 Feliz é aquele que nas aflições continua fiel! Porque, depois de sair aprovado dessas aflições, receberá como prêmio a vida que Deus promete aos que o amam.
13 Ayartılan kişi “Allah beni ayartıyor” demesin. Allah kimseyi ayartmaz; hiçbir kötülük de Allah’ı ayartamaz.
13 Quando alguém for tentado, não diga: “Esta tentação vem de Deus.” Pois Deus não pode ser tentado pelo mal e ele mesmo não tenta ninguém.
14 Herkes kötü arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır.
14 Mas as pessoas são tentadas quando são atraídas e enganadas pelos seus próprios maus desejos.
15 Bizi ayartan kötü arzuları yerine getirdiğimizde günah işleriz. Günahın neticesi de ruhani ölümdür.
15 Então esses desejos fazem com que o pecado nasça, e o pecado, quando já está maduro, produz a morte.
16 Sevgili mümin kardeşlerim, aldanmayın.
16 Não se enganem, meus queridos irmãos.
17 Her nimet, her iyi ve kusursuz hediye semavî Baba Allah’tan gelir. Güneşi, ayı ve yıldızları O yarattı. Gökteki ışık kaynakları döner, değişir ve gölge yaparlar. Fakat Allah değişmez; O’nda gölgeden eser yoktur.
17 Tudo de bom que recebemos e tudo o que é perfeito vêm do céu, vêm de Deus, o Criador das luzes do céu. Ele não muda, nem varia de posição, o que causaria a escuridão.
18 Allah biz müminlerin hakikat kelâmı vasıtasıyla ruhen yeniden doğmasını sağladı; bütün yarattıklarının arasında ilk yeri almamızı istedi.
18 Pela sua própria vontade ele fez com que nós nascêssemos , por meio da palavra da verdade, a fim de ocuparmos o primeiro lugar entre todas as suas criaturas.
19 Sevgili mümin kardeşlerim, şunu aklınızdan çıkarmayın, her zaman dinlemeye hazır olun. Konuşmakta aceleci olmayın, tez öfkelenmeyin.
19 Lembrem disto, meus queridos irmãos: cada um esteja pronto para ouvir, mas demore para falar e ficar com raiva.
20 Çünkü insan öfkelendiği zaman Allah’ın istediği sâlih amelleri işleyemez.
20 Porque a raiva humana não produz o que Deus aprova.
21 Bunun için kendinizi her tür ahlâkî pislikten, hayatınızda arta kalan her kötülükten arındırın. Allah’ın kalplerinize ektiği kelâmı uysallıkla kabul edin. Bu kelâm sizleri ebedî kurtuluşa erdirmeye kadirdir.
21 Portanto, deixem todo costume imoral e toda má conduta. Aceitem com humildade a mensagem que Deus planta no coração de vocês, a qual pode salvá-los.
22 Allah’ın kelâmını sadece dinlemekle kalmayın; hayatınıza tatbik edin. Yoksa kendi kendinizi kandırırsınız.
22 Não se enganem; não sejam apenas ouvintes dessa mensagem, mas a ponham em prática.
23 Kelâmı dinleyip tatbik etmeyen, aynada kendi yüzüne bakan biri gibidir.
23 Porque aquele que ouve a mensagem e não a põe em prática é como uma pessoa que olha no espelho e vê como é.
24 İnsan aynada kendine bakar, sonra gider gitmez nasıl biri olduğunu unutur.
24 Dá uma boa olhada, depois vai embora e logo esquece a sua aparência.
25 Fakat siz Allah’ın koyduğu ve İsa Mesih’in kemale erdirdiği şeriatı, hürriyet getiren bu şeriatı dikkatle inceleyin ve devamlı tatbik edin. Allah’tan duyduklarını unutmayan, fakat hayatına tatbik eden kişi yaptığı her şeyde mutlu olacaktır.
25 O evangelho é a lei perfeita que dá liberdade às pessoas. Se alguém examina bem essa lei e não a esquece, mas a põe em prática, Deus vai abençoar tudo o que essa pessoa fizer.
26 Dindar olduğunu ileri süren, fakat dilini dizginlemeyen kişi sadece kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur.
26 Alguém está pensando que é religioso? Se não souber controlar a língua, a sua religião não vale nada, e ele está enganando a si mesmo.
27 Semavî Babamız Allah’a makbul olan dindarlık, temiz ve kusursuz olanıdır. Bu da sıkıntıda olan öksüzlere ve dullara göz kulak olmak, dünyanın pislikleriyle kirlenmemektir.
27 Para Deus, o Pai, a religião pura e verdadeira é esta: ajudar os órfãos e as viúvas nas suas aflições e não se manchar com as coisas más deste mundo.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Tiago 1, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.