João 3

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs NTLH

Sair da comparação
NTLH Nova Tradução na Linguagem de Hoje 2000
1 Ferisi mezhebinden Nikodim adında bir adam vardı. Yahudilerin ileri gelenlerinden biriydi.
1 Havia um fariseu chamado Nicodemos, que era líder dos judeus.
2 Nikodim bir gece İsa’nın yanına geldi, “Hocam, seni Allah’ın gönderdiğini biliyoruz. Allah’ın yardımı olmadan, hiç kimse senin elinden çıkan bu alâmetleri yapamaz” dedi.
2 Uma noite ele foi visitar Jesus e disse: — Rabi, nós sabemos que o senhor é um mestre que Deus enviou, pois ninguém pode fazer esses milagres se Deus não estiver com ele.
3 İsa, Nikodim’e şöyle cevap verdi: “Emin ol, bir kimse yeniden doğmadıkça Allah’ın Hükümranlığı’nı göremez.”
3 Jesus respondeu:
4 Nikodim İsa’ya, “Yetişkin bir insan nasıl yeniden doğabilir? Annesinin rahmine girip tekrar doğabilir mi?” diye sordu.
4 Nicodemos perguntou: — Como é que um homem velho pode nascer de novo? Será que ele pode voltar para a barriga da sua mãe e nascer outra vez?
5 İsa ona şöyle dedi: “Emin ol, sudan ve Ruh’tan doğmayan hiç kimse Allah’ın Hükümranlığı’na giremez.
5 Jesus disse:
6 Bedenden doğan kişi ancak bedensel hayata sahiptir. Mukaddes Ruh’un gücüyle yeniden doğansa ruhsal hayata da sahiptir.
6 Quem nasce de pais humanos é um ser de natureza humana; quem nasce do Espírito é um ser de natureza espiritual.
7 Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma.
7 Por isso não fique admirado porque eu disse que todos vocês precisam nascer de novo.
8 Rüzgâr dilediği yerde eser. Sesini işitebilirsin, fakat nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilemezsin. İşte Ruh’tan doğan herkes böyledir.”
8 O vento sopra onde quer, e ouve-se o barulho que ele faz, mas não se sabe de onde ele vem, nem para onde vai. A mesma coisa acontece com todos os que nascem do Espírito.
9 Nikodim İsa’ya sordu: “Bu nasıl mümkün olabilir?”
9 — Como pode ser isso? — perguntou Nicodemos.
10 İsa şöyle cevap verdi: “Sen İsrail’de şeriat hocası olduğun halde bunları anlamıyor musun?
10 Jesus respondeu:
11 Emin ol, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze şahitlik ediyoruz. Ancak sizler şahitliğimizi kabul etmiyorsunuz.
11 Pois eu afirmo ao senhor que isto é verdade: nós falamos daquilo que sabemos e contamos o que temos visto, mas vocês não querem aceitar a nossa mensagem.
12 Bu dünyayla ilgili söylediklerime inanmıyorsanız, semayla ilgili söylediklerime nasıl inanacaksınız?
12 Se vocês não creem quando falo das coisas deste mundo, como vão crer se eu falar das coisas do céu?
13 Semadan inmiş olan İnsan’dan başka hiç kimse semaya çıkmadı.
13 Ninguém subiu ao céu, a não ser o
14 İsrail halkı çöldeyken Musa yılanı havaya kaldırdı. Aynı şekilde İnsanoğlu’nun da yukarı kaldırılması gerekir.
14 — Assim como Moisés, no deserto, levantou a cobra de bronze numa estaca, assim também o Filho do Homem tem de ser levantado,
15 O zaman O’na iman eden herkes ebedî hayata kavuşacak.”
15 para que todos os que crerem nele tenham a vida eterna.
16 Allah dünyayı öyle çok sevdi ki, biricik semavî Oğlu’nu feda etti. Öyle ki, O’na iman eden helâk olmasın, ebedî hayata kavuşsun.
16 Porque Deus amou o mundo tanto, que deu o seu único Filho, para que todo aquele que nele crer não morra, mas tenha a vida eterna.
17 Allah semavî Oğlu’nu dünyaya gönderdi. Amacı dünyayı yargılayıp mahkûm etmek değildir, dünyayı semavî Oğlu vasıtasıyla kurtarmaktır.
17 Pois Deus mandou o seu Filho para salvar o mundo e não para julgá-lo.
18 Allah’ın semavî Oğlu’na iman eden mahkûm olmaz. Fakat O’na iman etmeyen şimdiden mahkûm olmuştur. Çünkü Allah’ın biricik semavî Oğlu’na iman etmemiştir.
18 — Aquele que crê no Filho não é julgado; mas quem não crê já está julgado porque não crê no Filho único de Deus.
19 İnsanların mahkûm olmalarının sebebi şudur: Nur dünyaya geldi, fakat insanlar nuru istemediler. Kötülük yaptıkları için karanlığı sevdiler.
19 E é assim que o julgamento é feito: Deus mandou a luz ao mundo, mas as pessoas preferiram a escuridão porque fazem o que é mau.
20 Kötülük yapmayı âdet edinen kişi nurdan nefret eder. Nura yaklaşmaz, çünkü nur onun yaptıklarını açığa çıkarır.
20 Pois todos os que fazem o mal odeiam a luz e fogem dela, para que ninguém veja as coisas más que eles fazem.
21 Fakat hakikat yolundan giden herkes, amellerini Allah’a dayanarak işlediğini göstermek için nura gelir.
21 Mas os que vivem de acordo com a verdade procuram a luz, a fim de que possa ser visto claramente que as suas ações são feitas de acordo com a vontade de Deus.
22 İsa bundan sonra şakirtlerini yanına alıp Yahudiye diyarına gitti. Orada onlarla birlikte bir süre kaldı ve insanları vaftiz etti.
22 Depois disso, Jesus e os seus discípulos foram para a região da Judeia. Ele ficou algum tempo com eles ali e batizava as pessoas.
23 Bu sırada Yahya, Salim kasabasının yakınındaki Aynon köyünde insanları vaftiz ediyordu. Orada bol su vardı. İnsanlar vaftiz olmak için Yahya’ya gidiyorlardı.
23 João também estava batizando em Enom, perto de Salim, porque lá havia muita água.
24 Yahya henüz zindana atılmamıştı.
24 (João ainda não tinha sido preso.)
25 Onun şakirtlerinden birkaçı, temizlikle ilgili dini kaideler konusunda bir Yahudi’yle tartışmaya başladı.
25 Alguns discípulos de João tiveram uma discussão com um judeu sobre a cerimônia de purificação .
26 Sonra Yahya’nın yanına geldiler; ona şöyle dediler: “Hocam, Şeria Irmağı’nın karşı kıyısında görüştüğün, kendisinden herkese söz ettiğin adam var ya, işte o kişi insanları vaftiz ediyor. Birçok insan da O’na gidiyor.”
26 Eles foram dizer a João: — Mestre, aquele homem que estava com o senhor no outro lado do rio Jordão está batizando as pessoas. O senhor falou sobre ele, lembra? E todos estão indo atrás dele.
27 Yahya onlara şu cevabı verdi: “Allah vermedikçe insan hiçbir şey alamaz.
27 João respondeu: — Ninguém pode ter alguma coisa se ela não for dada por Deus.
28 Size, ‘Ben Mesih değilim. Allah beni sadece O’nun yolunu hazırlamak üzere gönderdi’ dediğime kendiniz şahitsiniz.
28 Vocês são testemunhas de que eu disse: “Eu não sou o Messias , mas fui enviado adiante dele.”
29 Gelin kime aitse damat odur. Sağdıç ise damada yardım eder ve onun gelişini dört gözle bekler. Damadın sesini işitip geldiğini görünce sevinir. İşte bu yüzden ben de şimdi seviniyorum. O geldiği için sevincim tamamlandı.
29 Num casamento, o noivo é aquele a quem a noiva pertence. O amigo do noivo está ali, e o escuta, e se alegra quando ouve a voz dele. Assim também o que está acontecendo com Jesus me faz ficar completamente alegre.
30 O yücelmeli, bense küçülmeliyim.”
30 Ele tem de ficar cada vez mais importante, e eu, menos importante.
31 Semadan gelen, herkesten üstündür. Dünyadan olan, dünyaya aittir. Dünyevi şeylerden söz eder. Fakat semadan gelen, herkesten üstündür.
31 Aquele que vem de cima é o mais importante de todos, e quem vem da terra é da terra e fala das coisas terrenas. Quem vem do céu é o mais importante de todos.
32 O, gördüklerine ve işittiklerine şahitlik eder; fakat insanlar O’nun şahitliğini kabul etmez.
32 Ele fala daquilo que viu e ouviu, mas ninguém aceita a sua mensagem.
33 O’nun şahitliğine inanan, Allah’ın hakikati söylediğine mühür basmış olur.
33 Quem aceita a sua mensagem dá prova de que o que Deus diz é verdade.
34 Çünkü Allah’ın gönderdiği Kişi Allah’ın sözlerini nakleder. Allah O’na Ruhu’nu ölçüsüz verir.
34 Aquele que Deus enviou diz as palavras de Deus porque Deus dá do seu Espírito sem medida.
35 Semavî Baba semavî Oğul’u sever. Her şeyi O’nun eline teslim etmiştir.
35 O Pai ama o Filho e pôs tudo nas mãos dele.
36 Semavî Oğul’a iman eden, ebedî hayata sahip olur. Fakat semavî Oğul’a itaat etmeyen, bu hayata sahip olamaz. Böyleleri Allah’ın gazabından kurtulamaz.
36 Por isso quem crê no Filho tem a vida eterna; porém quem desobedece ao Filho nunca terá a vida eterna, mas sofrerá para sempre o castigo de Deus.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar João 3, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.