Hebreus 11

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs NTLH

Sair da comparação
NTLH Nova Tradução na Linguagem de Hoje 2000
1 İman, umutlarımızın gerçekleşeceğine güvenmektir, göremediklerimizin hakikat olduğundan emin olmaktır.
1 A fé é a certeza de que vamos receber as coisas que esperamos e a prova de que existem coisas que não podemos ver.
2 Atalarımız imanları sayesinde Allah’ın takdirini kazandılar.
2 Foi pela fé que as pessoas do passado conseguiram a aprovação de Deus.
3 İman sayesinde kâinatın Allah’ın emriyle yaratıldığını anlarız. Görünen şeylerin görünmeyenlerden yaratıldığını anlarız.
3 É pela fé que entendemos que o Universo foi criado pela palavra de Deus e que aquilo que pode ser visto foi feito daquilo que não se vê.
4 Habil, imanı sayesinde Allah’a Kabil’den daha iyi bir kurban sundu. İmanı sonucunda sâlih adam olarak kabul edildi, Allah’ın takdirini kazandı. Bu sebeple Allah onun kurbanından razı oldu. Habil çoktan öldü, fakat imanı hâlâ bizim için derstir.
4 Foi pela fé que Abel ofereceu a Deus um sacrifício melhor do que o de Caim. Pela fé ele conseguiu a aprovação de Deus como homem correto, tendo o próprio Deus aprovado as suas ofertas. Por meio da sua fé, Abel, mesmo depois de morto, ainda fala.
5 Hanok, imanı sayesinde daha ölmeden bu dünyadan nakledildi. Onu aradıklarında bulamadılar, çünkü Allah onu semaya nakletmişti. Naklinden önce Hanok Allah’ın razı olduğu kişi olarak takdirini kazandı.
5 Foi pela fé que Enoque escapou da morte. Ele foi levado para Deus, e ninguém o encontrou porque Deus mesmo o havia levado. As Escrituras Sagradas dizem que antes disso ele já havia agradado a Deus.
6 İman olmadan Allah’ı memnun etmek mümkün değildir. Allah’a yaklaşan, O’nun var olduğuna ve kendisine sığınanları mükâfatlandıracağına iman etmelidir.
6 Sem fé ninguém pode agradar a Deus, porque quem vai a ele precisa crer que ele existe e que recompensa os que procuram conhecê-lo melhor.
7 Allah, Nuh’u henüz olmamış olaylar hakkında ikaz etti. Nuh da imanı sayesinde ikaza kulak verdi, ailesinin kurtuluşu için bir gemi yaptı, imanıyla dünyanın suçlu olduğunu gösterdi ve imanla sâlih sayılanların saadetine kavuştu.
7 Foi pela fé que Noé ouviu os avisos de Deus sobre as coisas que iam acontecer e que não podiam ser vistas. Noé obedeceu a Deus e construiu uma barca em que ele e a sua família foram salvos. Assim Noé condenou o mundo e recebeu de Deus a aprovação que vem por meio da fé.
8 Allah İbrahim’i başka bir ülkeye gitmeye çağırdı. O ülkeyi ona miras olarak verecekti. İbrahim de imanı sayesinde itaat edip nereye gittiğini bilmeden yola çıktı.
8 Foi pela fé que Abraão, ao ser chamado por Deus, obedeceu e saiu para uma terra que Deus lhe prometeu dar. Ele deixou o seu próprio país, sem saber para onde ia.
9 İbrahim imanı sayesinde Allah’ın ona vaat ettiği ülkeye garip olarak yerleşti. Orada yabancı gibi çadırda yaşadı. Allah daha sonra İshak ve Yakub’a da aynı vaatte bulundu. Onlar da İbrahim gibi çadırda yaşadılar.
9 Pela fé ele morou como estrangeiro na terra que Deus lhe havia prometido. Viveu em barracas com Isaque e Jacó, que também receberam a mesma promessa de Deus.
10 İbrahim çadırda yaşadı, çünkü sağlam temeller üzerine kurulu ebedî şehri bekliyordu. Bu şehrin mimarı ve kurucusu Allah’tır.
10 Porque Abraão esperava a cidade que Deus planejou e construiu, a cidade que tem alicerces que não podem ser destruídos.
11 İbrahim çok yaşlıydı, karısı Sara kısırdı. Fakat İbrahim Allah’ın vaatlerine güvendi; imanı sayesinde baba olmaya kuvvet buldu.
11 Foi pela fé que Abraão se tornou pai, embora fosse velho demais e a própria Sara não pudesse ter filhos. Ele creu que Deus ia cumprir a sua promessa.
12 Bunun sonucunda, ölmeye yakın olduğu halde sayısız torun sahibi oldu. Onun soyundan gelenler gökteki yıldızlar, denizdeki kum kadar çoktur.
12 Assim, de um só homem, que estava praticamente morto, nasceram tantos descendentes como as estrelas do céu, tão numerosos como os grãos de areia da praia do mar.
13 Bu kişilerin hepsi Allah’a iman ettiler; müminler olarak öldüler. Allah’ın vaat ettiklerine henüz kavuşamadılar. Bunları uzaktan görüp selamladılar. Yeryüzünde yabancı ve misafir olarak yaşadıklarını kabul ettiler.
13 Todos esses morreram cheios de fé. Não receberam as coisas que Deus tinha prometido, mas as viram de longe e ficaram contentes por causa delas. E declararam que eram estrangeiros e refugiados, de passagem por este mundo.
14 Böyle konuşan insanlar belli ki, ebedî vatanlarını arıyorlar.
14 E aqueles que dizem isso mostram bem claro que estão procurando uma pátria para si mesmos.
15 Bu kişiler geride bıraktıkları vatanlarını düşünselerdi oraya geri dönmeye fırsatları olurdu.
15 Não ficaram pensando em voltar para a terra de onde tinham saído. Se quisessem, teriam a oportunidade de voltar.
16 Fakat onlar daha iyi bir ülkeye, yani semavî vatanlarına hasret duydular. Bu sebeple Allah da onların Allah’ı olarak anılmaktan utanmıyor. Hatta onlara ebedî bir şehir hazırladı.
16 Mas, pelo contrário, estavam procurando uma pátria melhor, a pátria celestial. E Deus não se envergonha de ser chamado de o Deus deles, porque ele mesmo preparou uma cidade para eles.
17 Allah İbrahim’i imtihan etti. İbrahim’e oğlu İshak’ı kurban etmesini söyledi. Vaatleri almış olan İbrahim imanı sayesinde tek oğlunu kurban etmeye hazırdı.
17 Foi pela fé que Abraão, quando Deus o quis pôr à prova, ofereceu o seu filho Isaque em sacrifício . Deus tinha prometido muitos descendentes a Abraão, mas mesmo assim ele estava pronto para oferecer o seu único filho em sacrifício.
18 Halbuki Allah ona, “Senin soyunu İshak sürdürecek” demişti.
18 Deus lhe tinha dito: “Por meio de Isaque é que você terá descendentes.”
19 İbrahim, Allah’ın İshak’ı ölümden bile diriltmeye muktedir olduğuna güveniyordu. Buna göre de İshak’ı, tabiri caizse, ölümden geri aldı.
19 Abraão reconhecia que Deus era capaz de ressuscitar Isaque, e, por assim dizer, Abraão tornou a receber da morte o seu filho Isaque.
20 İshak da imanı sayesinde gelecek olaylardan söz ederek oğulları Yakub ve Esav’ı takdis etti.
20 Foi pela fé que Isaque prometeu bênçãos para o futuro a Jacó e a Esaú.
21 Daha sonra Yakub ölüm döşeğindeyken imanı sayesinde oğlu Yusuf’un iki oğlunu da takdis etti. Değneğinin ucuna yaslanarak Allah’a ibadet etti.
21 Foi pela fé que Jacó, pouco antes de morrer, abençoou os filhos de José. Ele se apoiou na sua bengala e adorou a Deus.
22 Yusuf ölmeden önce imanı sayesinde İsrail halkına bir gün Mısır’dan çıkacaklarını hatırlattı. “Mısır’da çıkarken kemiklerimi de alıp götürün” dedi.
22 Foi pela fé que José, quando estava para morrer, falou da saída dos israelitas do Egito e deu ordens sobre o que deveria ser feito com o seu corpo.
23 Daha sonra Musa doğdu. Firavun yeni doğan bütün İbrani erkek bebeklerin öldürülmesini emretti; fakat Musa’nın annesi babası Firavun’un emrinden korkmadılar. Bebeğin güzel olduğunu gördüler ve imanla onu üç ay sakladılar.
23 Foi pela fé que os pais de Moisés, quando ele nasceu, o esconderam durante três meses. Eles viram que o menino era bonito e não tiveram medo de desobedecer à ordem do rei.
24 Firavun’un kızı Musa’yı himayesine aldı. Fakat Musa büyüdüğünde imanı sayesinde onun oğlu olarak anılmayı reddetti.
24 Foi pela fé que Moisés, quando já era adulto, não quis ser chamado de filho da filha de Faraó.
25 Dünyanın fani ve günah dolu zevkleri yerine Allah’ın halkıyla birlikte kötü muamele görmeyi tercih etti.
25 Ele preferiu sofrer com o povo de Deus em vez de gozar, por pouco tempo, os prazeres do pecado.
26 Mesih uğruna hakir görülmeyi, Mısır’ın hazinelerinden daha büyük bir ayrıcalık saydı. Çünkü Allah’ın ona vereceği ödülü düşünüyordu.
26 Ele achou que era muito melhor sofrer o desprezo por causa do Messias do que possuir todos os tesouros do Egito. É que ele tinha os olhos fixos na recompensa futura.
27 İmanı sayesinde Firavun’un öfkesinden korkmadı. Çünkü gözle görülemeyen Allah’ı görür gibi dayandı.
27 Foi pela fé que Moisés saiu do Egito, sem ter medo da raiva do rei, e continuou firme, como se estivesse vendo o Deus invisível.
28 İmanı sayesinde Fısıh kurbanının kesilmesini ve kurban kanının kapılara sürülmesini sağladı. Böylece ilk doğan Mısırlıları öldüren melek İsrailoğullarını esirgedi.
28 Pela fé Moisés começou o costume de celebrar a Páscoa e mandou marcar com sangue as portas das casas dos israelitas para que o Anjo da Morte não matasse os filhos mais velhos deles.
29 İsrailoğulları imanları sayesinde Kızıldeniz’den karadan geçer gibi geçtiler. Mısırlılar aynı şeyi deneyince boğuldular.
29 Foi pela fé que os israelitas atravessaram o mar Vermelho como se fosse terra seca. E, quando os egípcios tentaram atravessar, o mar os engoliu.
30 İsrailoğulları yedi gün Eriha şehrinin surları etrafında döndüler. İmanları sayesinde şehrin surları yıkıldı.
30 Foi pela fé que caíram as muralhas de Jericó, depois que os israelitas marcharam em volta delas durante sete dias.
31 Daha önce fahişe Rahav, imanı sayesinde Eriha’yı araştırmaya gelen İsrailoğullarını dostça karşılamıştı. Allah’a iman etmeyen hemşehrileri öldürüldüğü halde kendisi sağ bırakıldı.
31 Foi pela fé que Raabe, a prostituta, não morreu com os que tinham desobedecido a Deus, pois ela havia recebido bem os espiões israelitas.
32 Daha birçok örnek verebilirim. Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davud, Samuel ve peygamberlerin kıssalarını anlatmaya zamanım yok.
32 O que mais posso dizer? O tempo é pouco para falar de Gideão, de Baraque, de Sansão, de Jefté, de Davi, de Samuel e dos profetas .
33 Bunlar imanları sayesinde ülkeler fethettiler, adaletle hüküm sürdüler, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzından kurtuldular.
33 Pela fé eles lutaram contra nações inteiras e venceram. Fizeram o que era correto e receberam o que Deus lhes havia prometido. Fecharam a boca de leões,
34 İmanları sayesinde kızgın ateşleri söndürdüler, kılıçtan kurtuldular, güçsüz olmalarına rağmen kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar.
34 apagaram incêndios terríveis e escaparam de serem mortos à espada. Eram fracos, mas se tornaram fortes. Foram poderosos na guerra e venceram exércitos estrangeiros.
35 Bazı kadınlar ölmüş yakınlarını dirilmiş olarak geri aldılar. Bazı insanlar ise işkencelere rağmen salıverilmeyi reddettiler. Ölümden dirilip daha iyi bir hayat bulacaklarından emindiler.
35 Pela fé mulheres receberam de volta os seus mortos, que ressuscitaram. Outros foram torturados até a morte; eles recusaram ser postos em liberdade a fim de ressuscitar para uma vida melhor.
36 Başkaları alaya alındı, kamçılandı, hatta zincire vurulup hapse atıldı.
36 Alguns foram insultados e surrados; e outros, acorrentados e jogados na cadeia.
37 Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar. Yoksulluk çektiler, sıkıntıya uğradılar, kötü muamele gördüler.
37 Outros foram mortos a pedradas; outros, serrados pelo meio; e outros, mortos à espada. Andaram de um lado para outro vestidos de peles de ovelhas e de cabras; eram pobres, perseguidos e maltratados.
38 Çöllerde, dağlarda dolanıp durdular; mağaralarda, yeraltı oyuklarında yaşadılar. Dünya onlara lâyık değildi.
38 Andaram como refugiados pelos desertos e montes, vivendo em cavernas e em buracos na terra. O mundo não era digno deles!
39 Bu kişilerin hepsi imanlarından dolayı Allah’ın takdirini kazandı. Fakat hiçbiri vaat edilenlere kavuşamadı.
39 Porque creram, todas essas pessoas foram aprovadas por Deus, mas não receberam o que ele havia prometido.
40 Çünkü Allah bizim için daha iyisini hazırlamıştı. Onların bizden ayrı olarak kemale ermesini istemedi.
40 Pois Deus tinha preparado um plano ainda melhor para nós, a fim de que, somente conosco, elas fossem aperfeiçoadas.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Hebreus 11, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.