Atos 7

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs NAA

Sair da comparação
NAA Nova Almeida Atualizada 2017
1 Başrahip İstefanos’a, “Bütün bunlar doğru mu?” diye sordu.
1 Então o sumo sacerdote perguntou a Estêvão: — Isso de fato é assim?
2 İstefanos şöyle cevap verdi: “Kardeşler ve babalar, beni dinleyin. Yüce Allah atamız İbrahim’e göründü. O sırada İbrahim Mezopotamya diyarındaydı, daha Harran şehrine yerleşmemişti.
2 Estêvão respondeu: — Irmãos e pais, escutem. O Deus da glória apareceu a Abraão, nosso pai, quando este estava na Mesopotâmia, antes de morar em Harã,
3 Allah İbrahim’e şöyle dedi: ‘Ülkeni ve akrabalarını bırak, sana göstereceğim ülkeye git.’
3 e lhe disse: “Saia da sua terra e do meio da sua parentela e vá para a terra que eu lhe mostrarei.”
4 Bunun üzerine İbrahim Kildan topraklarını terk edip Harran’a yerleşti. Babası öldükten sonra Allah İbrahim’i oradan alıp şimdi yaşadığınız bu ülkeye getirdi.
4 Então Abraão saiu da terra dos caldeus e foi morar em Harã. E dali, com a morte de seu pai, Deus o trouxe para esta terra em que vocês agora estão morando.
5 Burada Allah ona kendine ait bir mülk, bir karış toprak bile vermedi. Fakat miras olarak bu ülkeyi ona ve soyuna vereceğini vaat etti. O sırada İbrahim’in hiç çocuğu yoktu.
5 Nela, não lhe deu herança, nem sequer o espaço de um pé; mas prometeu dar-lhe a posse dela e, depois dele, à sua descendência, embora Abraão ainda não tivesse filhos.
6 Allah ona şöyle dedi: ‘Senin soyun yabancı bir ülkede yaşayacak. Orada köle olup dört yüz yıl zulüm görecekler.
6 E Deus falou que a descendência dele seria peregrina em terra estrangeira, onde seriam escravizados e maltratados durante quatrocentos anos.
7 Fakat ben onları köle eden halkı cezalandıracağım. Bundan sonra o ülkeden çıkacaklar ve bu yerde bana ibadet edecekler.’
7 — Deus disse ainda: “Castigarei a nação da qual forem escravos; e, depois disso, sairão daí e me servirão neste lugar.”
8 Sonra Allah İbrahim’le bir ahit yaptı. Bu ahdin alâmeti sünnettir. Böylece İbrahim, oğlu İshak’ı sekiz günlükken sünnet etti. İshak, Yakub’un babasıdır; Yakub da İsrail’in on iki aşiret reisinin babasıdır.
8 Então lhe deu a aliança da circuncisão. Assim, Abraão gerou Isaque e o circuncidou no oitavo dia; e Isaque gerou Jacó, e Jacó gerou os doze patriarcas.
9 “Atalarımız, yani Yakub’un oğulları, kardeşleri Yusuf’u kıskandılar ve onu Mısır’da köle olmak üzere sattılar. Fakat Allah ona destek oldu
9 — Os patriarcas, invejosos de José, venderam-no para ser levado para o Egito. Mas Deus estava com ele
10 ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona hikmet verdi, firavunun, yani Mısır kralının gözüne girmesini sağladı. Firavun onu Mısır ve bütün saray halkına yönetici yaptı.
10 e o livrou de todas as suas aflições, concedendo-lhe também graça e sabedoria diante de Faraó, rei do Egito, que o constituiu governador daquela nação e de toda a casa real.
11 Sonra bütün Mısır ve Kenan topraklarında kıtlık başladı. İnsanlar çok sıkıntı çekti; atalarımız da yiyecek bulamadılar.
11 Depois houve fome e grande sofrimento em todo o Egito e em Canaã, e nossos pais não achavam o que comer.
12 Yakub, Mısır’da bol yiyecek olduğunu duyunca oğullarını, yani atalarımızı oraya gönderdi.
12 Mas, quando Jacó ouviu que no Egito havia trigo, mandou, pela primeira vez, os nossos pais até lá.
13 Mısır’a ikinci gelişlerinde Yusuf kardeşlerine kim olduğunu açıkladı. Böylece firavun Yusuf’un ailesini tanımış oldu.
13 Na segunda vez, José se fez reconhecer pelos seus irmãos, e o Faraó veio a conhecer a família de José.
14 Yusuf, babası Yakub’u ve bütün ailesini getirtmek için haber yolladı. Hepsi toplam yetmiş beş kişiydiler.
14 Então José mandou chamar Jacó, seu pai, e toda a sua parentela, isto é, setenta e cinco pessoas.
15 Böylece Yakub Mısır’a gitti. O ve oğulları ölene kadar orada yaşadılar.
15 Jacó foi para o Egito, e ali morreu ele e também os nossos pais.
16 Kemikleri sonra Şekem şehrine getirildi. İbrahim’in Şekem’de satın almış olduğu mezara konuldu. İbrahim bu mezarı Hamor’un oğullarından bir miktar gümüş ödeyerek satın almıştı.
16 Depois eles foram transportados para Siquém e postos no túmulo que Abraão tinha comprado dos filhos de Hamor, em Siquém, pagando um certo preço.
17 “Allah’ın İbrahim’e verdiği vaadin yerine geleceği zaman yaklaşmıştı. Mısır’daki halkımızın sayısı bir hayli artmıştı.
17 — E, quando já estava próximo o tempo em que Deus cumpriria a promessa feita a Abraão, o povo cresceu e se multiplicou no Egito,
18 Sonunda başka bir kral Mısır’da tahta çıktı. Onun Yusuf’tan haberi yoktu.
18 até que se levantou ali outro rei, que não conhecia José.
19 Bu kral halkımıza zalimce davrandı. Atalarımıza kötü muamele etti; yeni doğan çocuklarını ölüme terk etmeye zorladı.
19 Este outro rei tratou com astúcia a nossa gente e torturou os nossos pais, a ponto de forçá-los a abandonar seus meninos recém-nascidos, para que não sobrevivessem.
20 “O sırada Musa doğdu. Çok güzel bir bebekti. Üç ay boyunca babasının evinde bakıldı.
20 Por esse tempo nasceu Moisés, que era formoso aos olhos de Deus. Durante três meses ele foi mantido na casa de seu pai.
21 Sonra dışarıya bırakıldı. Firavun’un kızı onu bulup evlât edindi ve kendi oğluymuş gibi yetiştirdi.
21 Quando tiveram de abandoná-lo, a filha de Faraó o recolheu e criou como seu próprio filho.
22 Musa Mısırlıların bütün ilim dallarında eğitildi. Hitabette ve her işte çok başarılı oldu.
22 E Moisés foi educado em toda a ciência dos egípcios e era poderoso em palavras e obras.
23 “Musa kırk yaşına gelince kendi halkı İsrailoğullarıyla ilgilenmeye başladı.
23 — Quando completou quarenta anos, Moisés teve a ideia de visitar os seus irmãos, os filhos de Israel.
24 Soydaşlarından birine eziyet edildiğini görünce onu savundu; ona eziyet eden Mısırlıyı öldürdü, soydaşının öcünü aldı.
24 Vendo um homem ser maltratado, saiu em defesa dele e vingou o oprimido, matando o egípcio.
25 Allah Musa’yı İsrailoğullarını kurtarmakla vazifelendirdi. Musa halkının bunu anlayacağını düşündü. Fakat anlamadılar.
25 Ora, Moisés pensava que seus irmãos entenderiam que Deus queria salvá-los por meio dele; eles, porém, não entenderam.
26 Ertesi gün kavga eden iki soydaşını gördü. Onları ayırmak istedi. ‘Efendiler, ikiniz kardeşsiniz; neden birbirinize kötü davranıyorsunuz?’ dedi.
26 No dia seguinte, Moisés aproximou-se de uns que brigavam e procurou reconduzi-los à paz, dizendo: “Homens, vocês são irmãos; por que estão maltratando um ao outro?”
27 “Fakat diğerinin canını yakan adam Musa’yı yana itti, şöyle dedi: ‘Seni kim başımıza yönetici veya yargıç yaptı?
27 Mas o que agredia o seu próximo repeliu Moisés, dizendo: “Quem colocou você como chefe e juiz sobre nós?
28 Yoksa dün Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?’
28 Será que quer me matar, assim como ontem matou o egípcio?”
29 Bunu duyan Musa Midyan bölgesine kaçtı. Orada uzunca bir zaman yabancı olarak yaşadı ve iki oğul sahibi oldu.
29 Ao ouvir isto, Moisés fugiu e se tornou peregrino na terra de Midiã, onde lhe nasceram dois filhos.
30 “Kırk yıl geçti. Bir gün Musa Sina Dağı’nın yakınlarında, kırdaydı. Yanan bir çalının alevleri içinden bir melek ona göründü.
30 — Passados quarenta anos, apareceu-lhe, no deserto do monte Sinai, um anjo, por entre as chamas de uma sarça que estava queimando.
31 Musa gördüğü olaya şaşakaldı. Daha yakından bakmak için yaklaştığında Rab’bin sesini duydu.
31 Moisés ficou maravilhado diante daquela visão e, aproximando-se para contemplá-la, ouviu-se a voz do Senhor, que disse:
32 Rab ona şöyle seslendi: ‘Senin atalarının ibadet ettiği Allah, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un Allahı benim.’ Musa korkudan titredi, çalıya bakmaya cesaret edemedi.
32 “Eu sou o Deus dos seus pais, o Deus de Abraão, de Isaque e de Jacó.” Moisés, tremendo de medo, não ousava contemplar a sarça.
33 “Sonra Rab, ‘Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer mukaddes topraktır’ dedi.
33 Então o Senhor disse: “Tire as sandálias dos pés, porque o lugar em que você está é terra santa.
34 ‘Mısır’da halkıma yapılan baskıyı gördüm, iniltilerini duydum, onları kurtarmaya geldim. Şimdi hazırlan, seni Mısır’a geri göndereceğim.’
34 Certamente vi o sofrimento do meu povo no Egito, ouvi o seu gemido e desci para libertá-lo. Venha, agora; vou mandar você para o Egito.”
35 “Bu Musa, ‘Seni kim başımıza yönetici veya yargıç yaptı?’ diye reddettikleri Musa’ydı. Çalıda görünen meleğin vasıtasıyla Allah onu yönetici ve kurtarıcı olarak gönderdi.
35 — A este Moisés, a quem tinham rejeitado, dizendo: “Quem colocou você como chefe e juiz?”, Deus enviou como chefe e libertador, com a assistência do anjo que lhe apareceu na sarça.
36 Halkı Mısır’dan o çıkarttı. Mısır’da, Kızıldeniz’de ve kırk yıl süreyle kırlarda harikalar ve alâmetler yaptı.
36 Foi Moisés quem os tirou de lá, fazendo prodígios e sinais na terra do Egito, no mar Vermelho e no deserto, durante quarenta anos.
37 İsrailoğullarına, ‘Allah soydaşlarınız arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak’ diyen de bu Musa’ydı.
37 Foi ainda Moisés quem disse aos filhos de Israel: “Deus fará com que, do meio dos irmãos de vocês, se levante um profeta semelhante a mim.”
38 Kırda Allah’ın cemaatine önderlik eden yine Musa’ydı. Sina Dağı’nda kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunan da oydu. Allah’tan bize nakledilmek üzere hayat veren sözleri o aldı.
38 É este Moisés quem esteve na congregação no deserto, com o anjo que lhe falava no monte Sinai e com os nossos pais. Foi ele quem recebeu palavras vivas para nos transmitir.
39 “Fakat atalarımız onun sözünü dinlemek istemediler. Onu reddettiler. Kalplerinin derinliklerinde Mısır’a geri dönmek hasreti vardı.
39 — Nossos pais não quiseram obedecer a Moisés, mas o rejeitaram e, no seu coração, voltaram para o Egito,
40 Harun’a şöyle dediler: ‘Bize yol gösterecek ilâhlar yap. Bizi Mısır’dan çıkaran şu Musa’ya ne oldu bilmiyoruz.’
40 dizendo a Arão: “Faça para nós deuses que vão adiante de nós; porque, quanto a este Moisés, que nos tirou da terra do Egito, não sabemos o que lhe aconteceu.”
41 Sonra da buzağı biçiminde bir put yaptılar, onuruna kurban kestiler. Kendi elleriyle yaptıkları bu put için şenlik düzenlediler.
41 Naqueles dias, fizeram um bezerro e ofereceram sacrifício ao ídolo, alegrando-se com as obras das suas mãos.
42 Fakat Allah onlardan yüz çevirdi; onları gök cisimlerine ibadet etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi: ‘Ey İsrail halkı, kırlarda kırk yıl boyunca kurbanlar, adaklar sunduğunuz ben değildim.
42 Mas Deus se afastou e os entregou à adoração das estrelas do céu, como está escrito no Livro dos Profetas: “Ó casa de Israel, será que foi para mim que vocês ofereceram vítimas e sacrifícios no deserto, durante quarenta anos?
43 Siz Molek’e ibadet ettiğiniz çadırı ve ilâhınız Refan’ı temsil eden yıldızı taşıdınız. Bunlar ibadet etmek için yaptığınız putlardı. Bu yüzden sizi Babil’in ötesine süreceğim.’
43 Não é verdade que vocês levantaram o tabernáculo de Moloque e a estrela de Renfã, o deus de vocês, imagens que vocês fizeram para as adorar? Por isso, vou mandar vocês ao exílio para além da Babilônia.”
44 “Göçebe atalarımızın Şahitlik Çadırı denen bir ibadethanesi vardı. Allah daha önce Musa’yla konuşurken bu çadırı ona gösterdiği örneğe göre yapmasını emretmişti.
44 — O tabernáculo do testemunho estava entre nossos pais no deserto, como havia ordenado aquele que disse a Moisés que o fizesse segundo o modelo que tinha visto.
45 Atalarımız çadırı önceki nesilden teslim aldılar. Yeşu’nun öncülüğünde yerli halkların topraklarını ele geçirdikleri zaman çadırı yanlarında getirdiler. Allah o halkları atalarımızın girdiği topraklardan kovdu. Çadır Davud’un zamanına kadar kullanılageldi.
45 Também nossos pais, com Josué, tendo recebido o tabernáculo, o levaram, quando tomaram posse das nações que Deus expulsou da presença deles. Foi assim até os dias de Davi,
46 Davud Allah’ın lütfuna mazhar oldu. Allah’tan İsrail halkı için bir mabet yapmaya izin istedi.
46 que obteve o favor de Deus e pediu autorização para construir uma casa para o Deus de Jacó.
47 Fakat Allah için mabedi yapan Süleyman oldu.
47 Mas foi Salomão quem lhe edificou a casa.
48 “Hâlbuki yüceler yücesi Allah insan eliyle yapılmış evlerde oturmaz. Yeşaya Peygamber’in dediği gibi,
48 Entretanto, o Altíssimo não habita em casas feitas por mãos humanas. Como diz o profeta:
49 ‘Rab diyor ki, gök tahtım, yeryüzü ayağımın taburesidir. Benim için nasıl bir ev yapacaksınız? Ya da dinleneceğim yer neresi?
49 “O céu é o meu trono, e a terra é o estrado dos meus pés. Que casa vocês edificarão para mim, diz o Senhor, ou qual é o lugar do meu repouso?
50 Bütün bunları yaratan ben değil miyim?’
50 Não é fato que a minha mão fez todas estas coisas?”
51 “Sizi dik kafalılar! Allah’ın kelâmına kalbinizi açmayı reddettiniz, O’nu dinlemediniz. Tıpkı atalarınız gibisiniz. Mukaddes Ruh’a hep karşı geliyorsunuz.
51 — Homens teimosos e incircuncisos de coração e de ouvidos, vocês sempre resistem ao Espírito Santo. Vocês fazem exatamente o mesmo que fizeram os seus pais.
52 Atalarınızın zulmetmediği tek bir peygamber bile yok. Sâlih Olan’ın, yani Mesih’in önceden geleceğini bildirenleri de öldürdüler. Siz de şimdi Sâlih Olan’a ihanet edip O’nu katlettiniz!
52 Qual dos profetas os pais de vocês não perseguiram? Eles mataram os que anteriormente anunciavam a vinda do Justo, do qual vocês agora se tornaram traidores e assassinos,
53 Şeriatı melekler vasıtasıyla aldınız, fakat yerine getirmediniz.”
53 vocês que receberam a lei por ministério de anjos e não a guardaram.
54 Meclis üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden çılgına döndüler. İstefanos’a karşı dişlerini gıcırdattılar.
54 Ao ouvirem isto, ficaram com o coração cheio de raiva e rangiam os dentes contra ele.
55 Fakat İstefanos’un yüreği Mukaddes Ruh’la doldu; göğe dikkatle baktı, Allah’ın ihtişamını ve Allah’ın sağında duran İsa’yı gördü.
55 Mas Estêvão, cheio do Espírito Santo, fitou os olhos no céu e viu a glória de Deus e Jesus, que estava à direita de Deus.
56 “Bakın, göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun Allah’ın sağında durmakta olduğunu görüyorum” dedi.
56 Então disse: — Eis que vejo os céus abertos e o Filho do Homem, em pé à direita de Deus.
57 Bunun üzerine kulaklarını tıkayıp öfkeyle bağırdılar; hep birlikte İstefanos’a saldırdılar.
57 Eles, porém, gritando bem alto, taparam os ouvidos e, unânimes, avançaram contra ele.
58 Onu şehrin dışına sürükleyip taşa tuttular. İstefanos’a karşı şahitlik etmiş olanlar kaftanlarını Saul adında genç bir adamın ayaklarının dibine bıraktılar.
58 E, expulsando-o da cidade, o apedrejaram. As testemunhas deixaram as capas deles aos pés de um jovem chamado Saulo.
59 Onlar taşlamaya devam ederken İstefanos, “Rab İsa, ruhumu al!” diye yakardı.
59 E enquanto o apedrejavam, Estêvão orava, dizendo: — Senhor Jesus, recebe o meu espírito!
60 Sonra diz çöktü ve yüksek sesle şöyle dedi: “Ya Rab! İşledikleri bu günahtan dolayı onları suçlu çıkarma!” Bunu söyledikten sonra hayata gözlerini kapadı.
60 Então, ajoelhando-se, gritou bem alto: — Senhor, não os condenes por causa deste pecado! E, depois que ele disse isso, morreu.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Atos 7, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.