2 Coríntios 3

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs ARC

Sair da comparação
ARC Almeida Revista e Corrigida 2009
1 Yine kendimizi tavsiye etmeye mi başladık? Bazıları size tavsiye mektuplarıyla geliyor; ya da sizden tavsiye mektupları alıyor. Biz de mi öyle yapalım?
1 Porventura, começamos outra vez a louvar-nos a nós mesmos? Ou necessitamos, como alguns, de cartas de recomendação para vós ou de recomendação de vós?
2 Hayır, bizim mektubumuz bizzat sizsiniz. Yüreklerimizde yazılı bir mektupsunuz. Onu herkes okuyup anlayabilir.
2 Vós sois a nossa carta, escrita em nossos corações, conhecida e lida por todos os homens,
3 Hizmetimizin sonucunda Mesih tarafından yazılmış bir mektup olduğunuz besbelli. Bu mektup mürekkeple değil, ebedî Allah’ın Ruhu’yla yazılmıştır. Taş levhalara değil, insanların yüreğine yazılmıştır.
3 porque já é manifesto que vós sois a carta de Cristo, ministrada por nós e escrita não com tinta, mas com o Espírito do Deus vivo, não em tábuas de pedra, mas nas tábuas de carne do coração.
4 Bundan eminiz. Çünkü Mesih sayesinde Allah’a büyük itimadımız var.
4 E é por Cristo que temos tal confiança em Deus;
5 Kendi başımıza herhangi bir şey başardığımızı söylemiyoruz. Bir başarımız varsa Allah’tandır.
5 não que sejamos capazes, por nós, de pensar alguma coisa, como de nós mesmos; mas a nossa capacidade vem de Deus,
6 Allah bizi yeni bir ahdin hizmetkârları olmaya yeterli kıldı. Bu ahit şeriata değil, Mukaddes Ruh’a dayanır. Çünkü şeriat ölüm getirir, Mukaddes Ruh ise hayat verir.
6 o qual nos fez também capazes de ser ministros dum Novo Testamento, não da letra, mas do Espírito; porque a letra mata, e o Espírito vivifica.
7 Tevrat’ın şeriatı taş levhalara kazınmıştı, ihtişamla vahyolundu. Vahyi alan Musa Peygamber’in yüzü Allah’ın haşmetiyle parladı. İsrailoğulları Musa’nın yüzünde olan geçici parlaklığa bakamadılar. Bütün bunlara rağmen şeriatı yerine getirmeyenler ölüme mahkûm oldular.
7 E, se o ministério da morte, gravado com letras em pedras, veio em glória, de maneira que os filhos de Israel não podiam fitar os olhos na face de Moisés, por causa da glória do seu rosto, a qual era transitória,
8 O halde ebedî hayat vaat eden Mukaddes Ruh’un verilişi mutlaka daha da muhteşem olacaktır.
8 como não será de maior glória o ministério do Espírito?
9 Suçluya ölüm getiren şeriat ihtişamla vahyolundu. Öyleyse Allah katında sâlih sayılmamızı sağlayan Mukaddes Ruh’un gelişi çok daha muhteşemdir.
9 Porque, se o ministério da condenação foi glorioso, muito mais excederá em glória o ministério da justiça.
10 Evet, şeriat ihtişam içinde verildi; fakat Mukaddes Ruh’un ihtişamı kat kat üstündür.
10 Porque também o que foi glorificado, nesta parte, não foi glorificado, por causa desta excelente glória.
11 Geçici olan şeriat ihtişam içinde vahyedildi; fakat kalıcı olan Mukaddes Ruh çok daha büyük bir ihtişam içinde geldi.
11 Porque, se o que era transitório foi para glória, muito mais é em glória o que permanece.
12 Böyle bir ümide sahip olduğumuz için büyük cesaretle konuşuyoruz.
12 Tendo, pois, tal esperança, usamos de muita ousadia no falar.
13 Biz Musa’ya benzemiyoruz. Musa’nın yüzündeki parlaklık geçiciydi. Bu yüzden İsrailoğulları parlaklığın giderek söndüğünü görmesin diye Musa yüzünü peçeyle örtmüştü.
13 E não somos como Moisés, que punha um véu sobre a sua face, para que os filhos de Israel não olhassem firmemente para o fim daquilo que era transitório.
14 Ne yazık ki, İsrailoğulları olup bitenleri anlayamadı; bugün de anlayamıyorlar. Eski Ahit kitapları okunurken sanki hakikati onlardan gizleyen bir peçe vardır. Bu peçe ancak Mesih’e imanla kalkar.
14 Mas os seus sentidos foram endurecidos; porque até hoje o mesmo véu está por levantar na lição do Velho Testamento, o qual foi por Cristo abolido.
15 Evet, bugüne kadar ne zaman Musa’ya vahyedilen Tevrat okunsa zihinleri peçeyle örtülü gibidir.
15 E até hoje, quando é lido Moisés, o véu está posto sobre o coração deles.
16 Buna karşılık ne zaman biri Rab’be dönerse, o peçe kalkar.
16 Mas, quando se converterem ao Senhor, então, o véu se tirará.
17 Rab Ruh’tur ve Rab’bin Ruhu nerede bulunursa orada hürriyet var.
17 Ora, o Senhor é Espírito; e onde está o Espírito do Senhor, aí há liberdade.
18 Böylece hepimiz Rab’bin haşmetine peçesiz yüzle bakabiliriz. Rab’bin haşmetini ayna gibi yansıtıyoruz; O’na benzemek üzere değiştiriliyoruz. Gün be gün artan ölçüde O’nun ihtişamına kavuşuyoruz. Bu değişim Ruh olan Rab sayesinde oluyor.
18 Mas todos nós, com cara descoberta, refletindo, como um espelho, a glória do Senhor, somos transformados de glória em glória, na mesma imagem, como pelo Espírito do Senhor.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar 2 Coríntios 3, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.