2 Coríntios 1

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs ARC

Sair da comparação
ARC Almeida Revista e Corrigida 2009
1 Allah’ın iradesiyle Mesih İsa’nın havarisi tayin edilen ben Pavlus ve mümin kardeşimiz Timoteos, Allah’ın Korint şehrindeki cemaatine ve Ahaya ilindeki bütün müminlere selam ederiz.
1 Paulo, apóstolo de Jesus Cristo pela vontade de Deus, e o irmão Timóteo, à igreja de Deus que está em Corinto, com todos os santos que estão em toda a Acaia:
2 Semavî Babamız Allah’tan ve Efendimiz İsa Mesih’ten size lütuf ve selâmet dileriz!
2 graça a vós e paz, da parte de Deus, nosso Pai, e da do Senhor Jesus Cristo.
3 Efendimiz İsa Mesih’in semavî Babası Allah’a hamtlar olsun. O, şefkatli semavî Babamız’dır, her tesellinin kaynağı olan Allah’tır.
3 Bendito seja o Deus e Pai de nosso Senhor Jesus Cristo, o Pai das misericórdias e o Deus de toda consolação,
4 Sıkıntıya düştüğümüzde her zaman bizi teselli eder. Biz de Allah’tan aldığımız teselliyi, her türlü sıkıntı içindeki insanlarla paylaşırız.
4 que nos consola em toda a nossa tribulação, para que também possamos consolar os que estiverem em alguma tribulação, com a consolação com que nós mesmos somos consolados de Deus.
5 Mesih uğruna pek çok sıkıntıya katlanıyoruz. Fakat yine Mesih vasıtasıyla pek çok teselli alıyoruz.
5 Porque, como as aflições de Cristo são abundantes em nós, assim também a nossa consolação sobeja por meio de Cristo.
6 Siz teselli ve kurtuluş bulasınız diye sıkıntılara katlanıyoruz. Ve yine bunun için Allah’tan teselli alıyoruz. Sizin aldığınız teselli, bizimle aynı sıkıntılara katlanabilmeniz için size güç veriyor.
6 Mas, se somos atribulados, é para vossa consolação e salvação; ou, se somos consolados, para vossa consolação é, a qual se opera, suportando com paciência as mesmas aflições que nós também padecemos.
7 Sizinle ilgili sarsılmaz bir umuda sahibiz. Çünkü bizim gibi sıkıntı çekiyorsunuz. Fakat bizim gibi teselli bulacağınızı biliyoruz.
7 E a nossa esperança acerca de vós é firme, sabendo que, como sois participantes das aflições, assim o sereis também da consolação.
8 Ey mümin kardeşlerim, Asya ilinde çektiğimiz sıkıntılardan habersiz kalmanızı istemiyoruz. Dayanabileceğimizden çok daha ağır bir yük altındaydık. Neredeyse yaşamaktan bile ümit kesmiştik.
8 Porque não queremos, irmãos, que ignoreis a tribulação que nos sobreveio na Ásia, pois que fomos sobremaneira agravados mais do que podíamos suportar, de modo tal que até da vida desesperamos.
9 Adeta ölüme mahkûm olduğumuzu hissettik. Fakat bu, kendimize değil, ölüleri dirilten Allah’a güvenmemiz için oldu.
9 Mas já em nós mesmos tínhamos a sentença de morte, para que não confiássemos em nós, mas em Deus, que ressuscita os mortos;
10 Allah, bizi öylesine büyük ölüm tehlikelerinden kurtardı. Bundan sonra da kurtaracaktır. Umudumuzu O’na bağladık. Siz de dualarınızla bizi destekledikçe Allah bizi yine kurtaracaktır. Böylece birçok kişinin ettiği dualar neticesinde Allah’ın bize bahşedeceği lütuftan ötürü birçokları bizim için şükredecektir.
10 o qual nos livrou de tão grande morte e livrará; em quem esperamos que também nos livrará ainda,
11 Allah, bizi öylesine büyük ölüm tehlikelerinden kurtardı. Bundan sonra da kurtaracaktır. Umudumuzu O’na bağladık. Siz de dualarınızla bizi destekledikçe Allah bizi yine kurtaracaktır. Böylece birçok kişinin ettiği dualar neticesinde Allah’ın bize bahşedeceği lütuftan ötürü birçokları bizim için şükredecektir.
11 ajudando-nos também vós, com orações por nós, para que, pela mercê que por muitas pessoas nos foi feita, por muitas também sejam dadas graças a nosso respeito.
12 Her yerde, bilhassa sizin aranızda, Allah’a yaraşır dürüstlük ve samimiyetle davrandık. Dünyevî hikmetle davranmadık. Allah’ın lütfuna sığınarak yaşadık. Bununla iftihar ediyoruz; vicdanımız da buna şahittir.
12 Porque a nossa glória é esta: o testemunho da nossa consciência, de que, com simplicidade e sinceridade de Deus, não com sabedoria carnal, mas na graça de Deus, temos vivido no mundo e maiormente convosco.
13 Okuyup anlayabileceğinizden başka bir şey yazmıyoruz. Bizi kısmen anladığınız gibi, sonunda tam anlayacağınızı ümit ederim. Efendimiz İsa tekrar geldiği gün bizimle iftihar edeceksiniz, tıpkı sizinle iftihar ettiğimiz gibi.
13 Porque nenhumas outras coisas vos escrevemos, senão as que já sabeis ou também reconheceis; e espero que também até ao fim as reconhecereis,
14 Okuyup anlayabileceğinizden başka bir şey yazmıyoruz. Bizi kısmen anladığınız gibi, sonunda tam anlayacağınızı ümit ederim. Efendimiz İsa tekrar geldiği gün bizimle iftihar edeceksiniz, tıpkı sizinle iftihar ettiğimiz gibi.
14 como também já em parte reconhecestes em nós, que somos a vossa glória, como também vós sereis a nossa no Dia do Senhor Jesus.
15 Bundan emin olarak, ilk önce sizi ziyaret etmeyi uygun gördüm. Çünkü sizi iki defa sevindirmek istiyordum.
15 E, com essa confiança, quis primeiro ir ter convosco, para que tivésseis uma segunda graça;
16 Size uğradıktan sonra Makedonya’ya gitmek ve oradan dönüp tekrar yanınıza gelmek niyetindeydim. Yahudiye’ye yapacağım yolculuğa beni uğurlamanızı istedim.
16 e por vós passar à Macedônia, e da Macedônia ir outra vez ter convosco, e ser guiado por vós à Judeia.
17 Sizce bunları niyet ederken kararsız mıydım? Niyetlerimi nefsime uyarak mı yapıyorum? Yani aynı anda hem evet, hem de hayır mı diyorum?
17 E, deliberando isso, usei, porventura, de leviandade? Ou o que delibero, o delibero segundo a carne, para que haja em mim sim, sim e não, não?
18 Allah şahidimdir ki, size hem evet hem hayır demedik.
18 Antes, como Deus é fiel, a nossa palavra para convosco não foi sim e não.
19 Bizim vazettiğimiz, yani benim Silvanus ve Timoteos’la birlikte vazettiğim Allah’ın semavî Oğlu İsa Mesih, aynı anda hem evet hem hayır demez. Tam tersine, daima “evet” der.
19 Porque o Filho de Deus, Jesus Cristo, que entre vós foi pregado por nós, isto é, por mim, e Silvano, e Timóteo, não foi sim e não; mas nele houve sim.
20 Çünkü Allah’ın bütün vaatleri Mesih vasıtasıyla yerine gelmiştir. Bu sebeple Allah’a hamdederken Mesih adını anarak “Âmin” deriz.
20 Porque todas quantas promessas há de Deus são nele sim; e por ele o Amém, para glória de Deus, por nós.
21 Bizi sizinle beraber Mesih’e sımsıkı bağlayan ve kendi hizmeti için takdis eden Allah’tır.
21 Mas o que nos confirma convosco em Cristo e o que nos ungiu é Deus,
22 O’na ait olduğumuzun işareti olarak ruhumuza mührünü bastı. Evet, vereceği nimetlerin teminatı olarak Ruhu’nu yüreğimize yerleştirdi.
22 o qual também nos selou e deu o penhor do Espírito em nossos corações.
23 Korint’e tekrar gelmedim; çünkü sizi cezalandırmak ya da incitmek istemedim. Allah buna şahittir.
23 Invoco, porém, a Deus por testemunha sobre a minha alma, que, para vos poupar, não tenho até agora ido a Corinto;
24 Neye iman etmeniz gerektiğini emredecek değiliz. Zaten imanda dimdik duruyorsunuz. Sevinç içinde yaşamanız için sizinle birlikte emek veriyoruz.
24 não que tenhamos domínio sobre a vossa fé, mas porque somos cooperadores de vosso gozo; porque pela fé estais em pé.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar 2 Coríntios 1, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.