1 Coríntios 15

Turkish Easy-to-Read Translation (HADI) (TURHADI) vs ARC

Sair da comparação
ARC Almeida Revista e Corrigida 2009
1 Ey mümin kardeşlerim, size vazettiğim ebedî kurtuluş müjdesini tekrar hatırlatmak istiyorum. Kurtuluş müjdesini kabul ettiniz ve ona hâlâ imanla bağlısınız.
1 Também vos notifico, irmãos, o evangelho que já vos tenho anunciado, o qual também recebestes e no qual também permaneceis;
2 Onun vasıtasıyla da kurtuluş bulursunuz; yeter ki, size müjdelediğimiz bu habere sımsıkı tutunasınız. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz.
2 pelo qual também sois salvos, se o retiverdes tal como vo-lo tenho anunciado, se não é que crestes em vão.
3 Aldığım hakikatleri öncelikle size ilettim. En önemli hakikat şudur: Mukaddes yazıların önceden bildirdiği gibi, Mesih günahlarımıza karşılık öldü.
3 Porque primeiramente vos entreguei o que também recebi: que Cristo morreu por nossos pecados, segundo as Escrituras,
4 Gömüldü ve yine mukaddes yazıların bildirdiği gibi üçüncü gün dirildi.
4 e que foi sepultado, e que ressuscitou ao terceiro dia, segundo as Escrituras,
5 Petrus’a, sonra on iki havarinin hepsine göründü.
5 e que foi visto por Cefas e depois pelos doze.
6 Bundan sonra aynı anda beş yüzden fazla mümine göründü. Bunlardan bazıları öldü, fakat çoğu hâlen sağ.
6 Depois, foi visto, uma vez, por mais de quinhentos irmãos, dos quais vive ainda a maior parte, mas alguns já dormem também.
7 Sonra Yakub’a göründü, ardından yine bütün havarilere göründü.
7 Depois, foi visto por Tiago, depois, por todos os apóstolos
8 En nihayetinde bana da göründü. Bu bakımdan vaktinden önce doğan bebeğe benziyorum.
8 e, por derradeiro de todos, me apareceu também a mim, como a um abortivo.
9 Ben havarilerin en önemsiziyim. Havari diye anılmaya bile lâyık değilim. Çünkü geçmişte Allah’ın cemaatine zulmederdim.
9 Porque eu sou o menor dos apóstolos, que não sou digno de ser chamado apóstolo, pois que persegui a igreja de Deus.
10 Fakat şimdi her neysem, Allah’ın lütfuyla öyleyim. Allah’ın bana bahşettiği lütuf boşa gitmedi. Çünkü Allah yolunda diğer havarilerden daha çok çalıştım. Aslında çalışan ben değilim. Allah’ın lütfu benim vasıtamla çalışır.
10 Mas, pela graça de Deus, sou o que sou; e a sua graça para comigo não foi vã; antes, trabalhei muito mais do que todos eles; todavia, não eu, mas a graça de Deus, que está comigo.
11 Bu sebepten kurtuluş müjdesini ister ben ister diğer havarilerden biri vazetsin, hiç fark etmez. Hepimiz aynı kurtuluşu müjdeliyoruz. Sizin iman ettiğiniz işte budur.
11 Então, ou seja eu ou sejam eles, assim pregamos, e assim haveis crido.
12 Biz İsa Mesih’in ölümden dirildiğini vazediyoruz; nasıl olur da bazılarınız ölüler dirilmeyecek diyor?
12 Ora, se se prega que Cristo ressuscitou dos mortos, como dizem alguns dentre vós que não há ressurreição de mortos?
13 Ölüler dirilmeyecekse Mesih de dirilmemiş demektir.
13 E, se não há ressurreição de mortos, também Cristo não ressuscitou.
14 Mesih dirilmemişse vaazımız boş demektir. İmanınız da boş.
14 E, se Cristo não ressuscitou, logo é vã a nossa pregação, e também é vã a vossa fé.
15 Bu durumda Allah’ın yalancı şahitleri durumuna düşeriz. Çünkü Allah’ın Mesih’i dirilttiğine şahitlik ettik. Fakat ölüler hakikaten dirilmeyecekse Allah Mesih’i de diriltmemiş demektir.
15 E assim somos também considerados como falsas testemunhas de Deus, pois testificamos de Deus, que ressuscitou a Cristo, ao qual, porém, não ressuscitou, se, na verdade, os mortos não ressuscitam.
16 Ölüler dirilmezse Mesih de dirilmemiştir.
16 Porque, se os mortos não ressuscitam, também Cristo não ressuscitou.
17 Mesih dirilmemişse imanınız boştur; hâlâ günahlarınız yüzünden suçlu durumdasınız.
17 E, se Cristo não ressuscitou, é vã a vossa fé, e ainda permaneceis nos vossos pecados.
18 Hayata gözlerini yummuş Mesih imanlıları da helâk olmuş demektir.
18 E também os que dormiram em Cristo estão perdidos.
19 Eğer yalnız bu hayat için Mesih’e umut bağladıysak, herkesten çok acınacak durumdayız!
19 Se esperamos em Cristo só nesta vida, somos os mais miseráveis de todos os homens.
20 Fakat Mesih hakikaten ölümden dirildi. Böylece ölülerin dirileceğinin teminatı oldu.
20 Mas, agora, Cristo ressuscitou dos mortos e foi feito as primícias dos que dormem.
21 Ölüm bir insan, yani Âdem vasıtasıyla geldi; ölümden dirilmek de başka bir insan, yani Mesih vasıtasıyla gelir.
21 Porque, assim como a morte veio por um homem, também a ressurreição dos mortos veio por um homem.
22 Herkes nasıl Âdem yüzünden ölüyorsa, aynı şekilde herkes Mesih sayesinde ebedî hayata kavuşacaktır.
22 Porque, assim como todos morrem em Adão, assim também todos serão vivificados em Cristo.
23 Ancak herkes sırası gelince dirilecek. İlkin Mesih dirildi. Sonra Mesih’in tekrar gelişinde O’na ait olanlar dirilecek.
23 Mas cada um por sua ordem: Cristo, as primícias; depois, os que são de Cristo, na sua vinda.
24 Bundan sonra Mesih her yönetimi, hâkimiyeti ve gücü yok edecek. Hükümranlığı semavî Babamız Allah’a teslim edecek; bu da dünyanın sonu olacak.
24 Depois, virá o fim, quando tiver entregado o Reino a Deus, ao Pai, e quando houver aniquilado todo império e toda potestade e força.
25 Çünkü Allah bütün düşmanlarını Mesih’in ayakları altına serinceye kadar Mesih’in hüküm sürmesi gerekiyor.
25 Porque convém que reine até que haja posto a todos os inimigos debaixo de seus pés.
26 Yok edilecek son düşman ölümdür.
26 Ora, o último inimigo que há de ser aniquilado é a morte.
27 Zebur’da yazıldığı gibi, “Allah her şeyi O’na tâbi kıldı, O’nun ayakları altına serdi”. Belli ki Allah bu “her şey” in dışındadır.
27 Porque todas as coisas sujeitou debaixo de seus pés. Mas, quando diz que todas as coisas lhe estão sujeitas, claro está que se excetua aquele que sujeitou todas as coisas.
28 Allah her şeyi semavî Oğul’a tâbi kılacak. O zaman semavî Oğul her şeyi kendisine tâbi kılan Allah’a tâbi olacak. Böylece Allah her şeyin mutlak hâkimi olacaktır.
28 E, quando todas as coisas lhe estiverem sujeitas, então, também o mesmo Filho se sujeitará àquele que todas as coisas lhe sujeitou, para que Deus seja tudo em todos.
29 Eğer diriliş yoksa ölüler adına vaftiz olanlarınız ne olacak? Ölüler kesinlikle dirilmeyecekse insanlar ne diye onların adına vaftiz oluyor?
29 Doutra maneira, que farão os que se batizam pelos mortos, se absolutamente os mortos não ressuscitam? Por que se batizam eles, então, pelos mortos?
30 Peki ya biz, niçin her an canımızı tehlikeye atıyoruz?
30 Por que estamos nós também a toda hora em perigo?
31 Ey mümin kardeşlerim, Efendimiz Mesih İsa’ya olan imanınızdan ötürü sizinle iftihar ediyorum; bunun için her gün ölümle yüz yüze geliyorum.
31 Eu protesto que cada dia morro gloriando-me em vós, irmãos, por Cristo Jesus, nosso Senhor.
32 Efes’te vahşi hayvanlara benzer bir güruhla mücadele ettim. Eğer bunu dünyevî sebeplerle yaptıysam, bundan ne kazancım olacak? Eğer ölüler dirilmeyecekse o zaman Yeşaya Peygamber’in dediği gibi, “Yiyelim, içelim; nasıl olsa yarın ölüp gideceğiz.”
32 Se, como homem, combati em Éfeso contra as bestas, que me aproveita isso, se os mortos não ressuscitam? Comamos e bebamos, que amanhã morreremos.
33 Aldanmayın. “Kötü arkadaş iyi huyu bozar” diye bir söz vardır.
33 Não vos enganeis: as más conversações corrompem os bons costumes.
34 Aklınızı başınıza toplayın. Günah işlemeyi bırakın. Aranızda hâlâ Allah’ı bilmeyenler var, utanın diyorum.
34 Vigiai justamente e não pequeis; porque alguns ainda não têm o conhecimento de Deus; digo- o para vergonha vossa.
35 “Ölüler nasıl dirilecek? Bedenleri nasıl olacak?” diye soranlar çıkabilir.
35 Mas alguém dirá: Como ressuscitarão os mortos? E com que corpo virão?
36 Bunlar akılsızca sorulardır. Tohumu düşünün. Ektiğiniz tohum ölmeden yeşermez ki!
36 Insensato! O que tu semeias não é vivificado, se primeiro não morrer.
37 Toprağa ektiğiniz şey, ister buğday ister başka bir tahıl olsun, yalnızca tohumdur. Tohumun hâsıl edeceği olgun bitkiyi toprağa ekmiyorsunuz.
37 E, quando semeias, não semeias o corpo que há de nascer, mas o simples grão, como de trigo ou doutra qualquer semente.
38 Allah tohuma istediği biçimi verir; her tohumu türüne uygun bir bedene büründürür.
38 Mas Deus dá-lhe o corpo como quer e a cada semente, o seu próprio corpo.
39 Her canlının eti farklıdır. İnsan, hayvan, kuş ya da balık olsun, hepsinin eti ayrıdır.
39 Nem toda carne é uma mesma carne; mas uma é a carne dos homens, e outra, a carne dos animais, e outra, a dos peixes, e outra, a das aves.
40 Bunun gibi semavî ve dünyevî cisimler vardır. Semavî cisimlerin ihtişamı başka, dünyevî cisimlerin ihtişamı başkadır.
40 E há corpos celestes e corpos terrestres, mas uma é a glória dos celestes, e outra, a dos terrestres.
41 Güneşin ihtişamı başka, ayın ve yıldızların ihtişamı bir başkadır. Hatta her yıldızın ihtişamı farklıdır.
41 Uma é a glória do sol, e outra, a glória da lua, e outra, a glória das estrelas; porque uma estrela difere em glória de outra estrela.
42 İşte ölüler dirildiği zaman böyle olur. Ölü beden çürümeye mahkûm olarak gömülür; çürümez beden olarak diriltilir.
42 Assim também a ressurreição dos mortos. Semeia-se o corpo em corrupção, ressuscitará em incorrupção.
43 Düşkün ve zayıf halde gömülür, izzet ve kudretle diriltilir.
43 Semeia-se em ignomínia, ressuscitará em glória. Semeia-se em fraqueza, ressuscitará com vigor.
44 Nefsanî beden olarak gömülür, ruhani beden olarak diriltilir. Nefsanî bedenler olduğu gibi, ruhani bedenler de vardır.
44 Semeia-se corpo animal, ressuscitará corpo espiritual. Se há corpo animal, há também corpo espiritual.
45 Tevrat’ta yazıldığı gibi, “İlk insan Âdem nefsanî varlık oldu”. Fakat son Âdem, yani İsa Mesih, hayat veren Ruh’tur.
45 Assim está também escrito: O primeiro homem, Adão, foi feito em alma vivente; o último Adão, em espírito vivificante.
46 İlk önce nefsanî insan geldi, sonra ruhani insan ortaya çıktı.
46 Mas não é primeiro o espiritual, senão o animal; depois, o espiritual.
47 İlk insan yerden, topraktan, yerden yaratıldı. İkinci insan semadan geldi.
47 O primeiro homem, da terra, é terreno; o segundo homem, o Senhor, é do céu.
48 Topraktan yaratılan Âdem nasılsa, topraktan olan bütün insanlar da öyledir. Semadan gelen İsa nasılsa, semaya ait olan bütün insanlar da öyledir.
48 Qual o terreno, tais são também os terrenos; e, qual o celestial, tais também os celestiais.
49 Bizler bu dünyadayken topraktan yaratılan Âdem’e benzeriz; semadayken semadan gelen İsa’ya benzeyeceğiz.
49 E, assim como trouxemos a imagem do terreno, assim traremos também a imagem do celestial.
50 Mümin kardeşlerim, dediğim şu: Etten ve kandan müteşekkil bedenlerimiz, Allah’ın ebedî hükümranlığına giremez. Çürüyüp gidecek olan bu bedenlerimiz hiçbir şeyin çürümediği ebediyete kavuşamaz.
50 E, agora, digo isto, irmãos: que carne e sangue não podem herdar o Reino de Deus, nem a corrupção herda a incorrupção.
51 Dinleyin, size bir sır vereyim. Hepimiz ölmeyeceğiz, fakat hepimiz değiştirileceğiz.
51 Eis aqui vos digo um mistério: Na verdade, nem todos dormiremos, mas todos seremos transformados,
52 Son borazan çalınacak ve bir anda, göz açıp kapayana kadar değişeceğiz. Borazan çalındığında, ölüler ölümsüz bedenlerle dirilecek. Hâlâ hayatta olan bizler de değişeceğiz.
52 num momento, num abrir e fechar de olhos, ante a última trombeta; porque a trombeta soará, e os mortos ressuscitarão incorruptíveis, e nós seremos transformados.
53 Zira çürümeye mahkûm olan bu bedenimiz, hiçbir zaman çürümeyecek bir hale dönecek; bu ölümlü bedenimiz ölümsüzlüğe bürünecek.
53 Porque convém que isto que é corruptível se revista da incorruptibilidade e que isto que é mortal se revista da imortalidade.
54 Çürümeye mahkûm olan bu ölümlü bedenimiz, değişip ölümsüz ve çürümez hale geldiğinde, Yeşaya Peygamber’in şu sözü yerine gelecektir: “Ölüm ortadan kalktı! Zafer kazanıldı!”
54 E, quando isto que é corruptível se revestir da incorruptibilidade, e isto que é mortal se revestir da imortalidade, então, cumprir-se-á a palavra que está escrita: Tragada foi a morte na vitória.
55 “Ey Ölüm, hani zaferin?” “Ey Ölüm, hani zehirli iğnen?”
55 Onde está, ó morte, o teu aguilhão? Onde está, ó inferno, a tua vitória?
56 Ölümün ‘zehirli iğnesi’ günahlarımızdır. Günah ise gücünü Tevrat’ın şeriatından alır.
56 Ora, o aguilhão da morte é o pecado, e a força do pecado é a lei.
57 Allah’a şükürler olsun! Çünkü Efendimiz İsa Mesih vasıtasıyla ölüme karşı bize zafer kazandıran O’dur.
57 Mas graças a Deus, que nos dá a vitória por nosso Senhor Jesus Cristo.
58 Sevgili kardeşlerim, madem öyle, imanınızda sıkı durun, sarsılmayın. Kendinizi hep Efendimizin yolunda hizmete verin! Unutmayın, Efendimize ait olduğunuz için verdiğiniz emek boşa gitmez.
58 Portanto, meus amados irmãos, sede firmes e constantes, sempre abundantes na obra do Senhor, sabendo que o vosso trabalho não é vão no Senhor.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar 1 Coríntios 15, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.