Mateus 5

Open Basic Turkish New Testament (TUR_OBT) vs NAA

Sair da comparação
NAA Nova Almeida Atualizada 2017
1 İsa kalabalıkları görünce bir tepeye çıktı. Oturduktan sonra, öğrencileriOʼnun yanına geldiler.
1 Ao ver as multidões, Jesus subiu ao monte. Ele se assentou e os seus discípulos se aproximaram dele.
2 İsa da onlara şöyle vaaz etmeye başladı:
2 Então ele passou a ensiná-los. Jesus disse:
3 — ausente —
3 — Bem-aventurados
4 — ausente —
4 — Bem-aventurados
5 — ausente —
5 — Bem-aventurados os mansos,
6 — ausente —
6 — Bem-aventurados
7 — ausente —
7 — Bem-aventurados
8 — ausente —
8 — Bem-aventurados
9 — ausente —
9 — Bem-aventurados
10 — ausente —
10 — Bem-aventurados
11 Benim yüzümden insanlar size hakaret ve eziyet ettikleri zaman ne mutlu size! Hakkınızda yalan yere her türlü kötü söz söylediklerinde size ne mutlu!
11 — Bem-aventurados são vocês quando, por minha causa, os insultarem e os perseguirem, e, mentindo, disserem todo mal contra vocês.
12 Sevinin, şen olun, çünkü gökte ödülünüz büyük olacak. Zaten sizden önceki peygamberlere de aynı şekilde eziyet ettiler.
12 Alegrem-se e exultem, porque é grande a sua recompensa nos céus; pois assim perseguiram os profetas que viveram antes de vocês.
13 Dünyanın tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını kaybederse, tekrar ona nasıl tuz tadı verilebilir? O artık dışarı atılmak ve insanların ayakları altında çiğnenmekten başka bir işe yaramaz.
13 — Vocês são o sal da terra; ora, se o sal vier a ser insípido, como lhe restaurar o sabor? Para nada mais presta senão para, lançado fora, ser pisado pelos homens.
14 Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepe üzerine kurulan şehir saklı kalamaz.
14 — Vocês são a luz do mundo. Não se pode esconder uma cidade situada no alto de um monte.
15 Kimse de bir lamba yakıp onu bir kabın altına koymaz. Hayır, onu lambalığa koyar ve evdeki herkese aydınlık verir.
15 Nem se acende uma lamparina para colocá-la debaixo de um cesto, mas num lugar adequado onde ilumina bem todos os que estão na casa.
16 Aynı bunun gibi, sizin ışığınız da insanların gözü önünde parlasın. Öyle ki, yaptığınız iyilikleri görüp gökteki Babanızʼı yüceltsinler.
16 Assim brilhe também a luz de vocês diante dos outros, para que vejam as boas obras que vocês fazem e glorifiquem o Pai de vocês, que está nos céus.
17 Sakın Tevratʼı ya da peygamberlerin yazdıklarını ortadan kaldırmaya geldiğimi sanmayın. Ben onları ortadan kaldırmaya değil, tamamlamaya geldim.
17 — Não pensem que vim revogar a Lei ou os Profetas; não vim para revogar, mas para cumprir.
18 Size doğrusunu söylüyorum: Yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey yerine gelmeden, Tevratʼtan tek bir ufak harf ya da çizgi bile asla yok olmayacak.
18 Porque em verdade lhes digo: até que o céu e a terra passem, nem um i ou um til jamais passará da Lei, até que tudo se cumpra.
19 Bu sebeple, her kim bu buyrukların en ufağını bozup insanlara da aynısını yapmayı öğretirse, o kişi Göklerin Krallığıʼnda önemsiz sayılacak. Ama onları kim yerine getirip başkalarına öyle yapmayı öğretirse, o kişiye Göklerin Krallığıʼnda önemli denilecek.
19 Aquele, pois, que desrespeitar um destes mandamentos, ainda que dos menores, e ensinar os outros a fazer o mesmo, será considerado mínimo no Reino dos Céus; aquele, porém, que os observar e ensinar, esse será considerado grande no Reino dos Céus.
20 Çünkü size şunu söylüyorum: Doğruluğunuz Tevrat uzmanlarının ve Ferisilerin doğruluğundan daha üstün olmazsa, Göklerin Krallığıʼna asla giremezsiniz.
20 Porque eu afirmo que, se a justiça de vocês não exceder em muito a dos escribas e fariseus, jamais entrarão no Reino dos Céus.
21 Atalarımıza ‘Adam öldürmeyin!’ ve ‘Kim adam öldürürse, yargılanacak’denildiğini işittiniz.
21 — Vocês ouviram o que foi dito aos antigos: “Não mate.” E ainda: “Quem matar estará sujeito a julgamento.”
22 Ancak ben size şunu diyorum: Kardeşine öfkelenen herkes yargılanmayı hak edecek. Kardeşine boş kafalı diyen, Meclisʼin önünde hesap verecek. Birine aptal diyen kişi, cehennem ateşini hak edecek.
22 Eu, porém, lhes digo que todo aquele que se irar contra o seu irmão estará sujeito a julgamento; e quem insultar o seu irmão estará sujeito a julgamento do tribunal; e quem o chamar de tolo estará sujeito ao inferno de fogo.
23 Sen kurban yerinde Allahʼa bir adak getirirken, kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu hatırlarsan,
23 Portanto, se você estiver trazendo a sua oferta ao altar e lá se lembrar que o seu irmão tem alguma coisa contra você,
24 o vakit adağını kurban yerinin önünde bırak ve git. Önce kardeşinle barış, sonra dön ve adağını sun!
24 deixe diante do altar a sua oferta e vá primeiro reconciliar-se com o seu irmão; e então volte e faça a sua oferta.
25 Senden davacı olan kişiyle bir an önce, henüz yoldayken anlaş. Öyle ki, o seni yargıca vermesin. Yargıç da seni gardiyana teslim etmesin, o da seni hapishaneye atmasın.
25 — Entre em acordo sem demora com o seu adversário, enquanto você está com ele a caminho, para que o adversário não entregue você ao juiz, o juiz entregue você ao oficial de justiça, e você seja jogado na prisão.
26 Sana doğrusunu söylüyorum: borcunu son kuruşunakadar ödemeden oradan çıkamazsın.
26 Em verdade lhe digo que você não sairá dali enquanto não pagar o último centavo.
27 ‘Zina etmeyin!’denildiğini işittiniz.
27 — Vocês ouviram o que foi dito: “Não cometa adultério.”
28 Ama ben size diyorum: her kim bir kadına bakarsa ve onda gözü kalırsa, o kişi zaten yüreğinde zina etmiştir.
28 Eu, porém, lhes digo: todo o que olhar para uma mulher com intenção impura, já cometeu adultério com ela no seu coração.
29 Sağ gözün seni iman yolundan saptırırsa, onu çıkar at! Bütün bedenin cehenneme atılacağına bedeninin bir parçasının yok olması senin için daha iyidir.
29 — Se o seu olho direito leva você a tropeçar, arranque-o e jogue-o fora. Pois é preferível você perder uma parte do seu corpo do que ter o corpo inteiro lançado no inferno.
30 Sağ elin seni iman yolundan saptırırsa, onu kes at! Bütün bedenin cehenneme atılacağına bedeninin bir parçasının yok olması senin için daha iyidir.
30 E, se a sua mão direita leva você a tropeçar, corte-a e jogue-a fora. Pois é preferível você perder uma parte do seu corpo do que o corpo inteiro ir para o inferno.
31 Şöyle de denildi: ‘Karısını boşayan adam ona bir boşanma kâğıdı versin.’
31 — Também foi dito: “Aquele que repudiar a sua mulher deve dar-lhe uma carta de divórcio.”
32 Ama ben size diyorum ki, her kim karısını evlilik dışı seksüel ilişkiden başka bir sebeple boşarsa, o kadının zina işlemesine sebep olur. Hem de, kim boşanmış kadınla evlenirse, zina işlemiş olur.
32 Eu, porém, lhes digo: quem repudiar a sua mulher, exceto em caso de relações sexuais ilícitas, a expõe a se tornar adúltera; e aquele que casar com a repudiada comete adultério.
33 Atalarımıza, ‘Yalan yere yemin etmeyin, Rabbin huzurunda ettiğiniz yeminleri yerine getirin’ denildiğini de işittiniz.
33 — Vocês também ouviram o que foi dito aos antigos: “Não faça juramento falso, mas cumpra rigorosamente para com o Senhor o que você jurou.”
34 Ama ben size diyorum ki: hiç yemin etmeyin! Gök üzerine yemin etmeyin, çünkü gök Allahʼın tahtıdır.
34 Eu, porém, lhes digo: não jurem de modo nenhum; nem pelo céu, por ser o trono de Deus;
35 Yeryüzü üzerine de yemin etmeyin, çünkü yeryüzü Allahʼın ayaklarının basamağıdır. Yeruşalim üzerine yemin etmeyin, çünkü Yeruşalim Büyük Kralʼınşehridir.
35 nem pela terra, por ser estrado de seus pés; nem por Jerusalém, por ser a cidade do grande Rei.
36 Kendi başınızın üzerine de yemin etmeyin, çünkü saçınızın tek bir telini bile ak, ya da kara yapamazsınız.
36 Não jure pela sua cabeça, porque você não pode fazer com que um só cabelo fique branco ou preto.
37 Söylemek istediğiniz söz evet ise, ‘evet’ deyin, hayır ise ‘hayır’ deyin. Ondan ötesi Şeytanʼdandır.
37 Que a palavra de vocês seja: Sim, sim; não, não. O que passar disto vem do Maligno.
38 ‘Göze göz, dişe diş’denildiğini işittiniz.
38 — Vocês ouviram o que foi dito: “Olho por olho, dente por dente.”
39 Ama ben size diyorum ki: size kötülük yapana karşı direnmeyin. Hayır, kim sağ yanağınıza bir tokat atarsa, ona öbür yanağınızı da çevirin.
39 Eu, porém, lhes digo: Não resistam ao perverso. Se alguém lhe der um tapa na face direita, ofereça-lhe também a face esquerda.
40 Size karşı dava açıp gömleğinizi almak isteyene paltonuzu da verin.
40 Se alguém quer processar você e tirar-lhe a túnica, deixe que leve também a capa.
41 Sizi bin adım gitmeye zorlayan adamla iki bin adım gidin.
41 Se alguém obrigar você a andar uma milha, vá com ele duas.
42 Sizden dileyene verin. Ödünç isteyeni geri çevirmeyin.
42 Dê a quem lhe pede e não volte as costas ao que quer lhe pedir emprestado.
43 ‘Komşunuzu sevin, ama düşmanınızdan nefret edin!’denildiğini işittiniz.
43 — Vocês ouviram o que foi dito: “Ame o seu próximo e odeie o seu inimigo.”
44 Ama ben size diyorum: düşmanlarınızı sevin, size eziyet edenler için dua edin.
44 Eu, porém, lhes digo: amem os seus inimigos e orem pelos que perseguem vocês,
45 Öyle ki, gökteki Babanızʼın evlatları olasınız. Çünkü O güneşini hem kötülerin, hem de iyilerin üzerine parlatır. Hem doğru olanlara, hem de doğru olmayanlara yağmur yağdırır.
45 para demonstrarem que são filhos do Pai de vocês, que está nos céus. Porque ele faz o seu sol nascer sobre maus e bons e vir chuvas sobre justos e injustos.
46 Çünkü sadece sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi memurları bile aynısını yapmazlar mı?
46 Porque, se vocês amam aqueles que os amam, que recompensa terão? Os publicanos também não fazem o mesmo?
47 Sadece kardeşlerinize selam verirseniz, diğer insanlardan fazla ne yapmış olursunuz? Diğer milletler bile aynısını yapmazlar mı?
47 E, se saudarem somente os seus irmãos, o que é que estão fazendo de mais? Os gentios também não fazem o mesmo?
48 Bunun için, gökteki Babanız nasıl kusursuzsa siz de öyle kusursuz olun!”
48 Portanto, sejam perfeitos como é perfeito o Pai de vocês, que está no céu.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Mateus 5, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.