Lucas 12

Open Basic Turkish New Testament (TUR_OBT) vs NAA

Sair da comparação
NAA Nova Almeida Atualizada 2017
1 Bu arada binlerce insan toplandı. Kalabalıktan neredeyse birbirlerini ezeceklerdi. İsa önce öğrencileriyle konuşmaya başladı. “Ferisilerin mayasından, yani ikiyüzlülükten sakının” dedi.
1 Visto que milhares de pessoas se aglomeraram, a ponto de se atropelarem umas às outras, Jesus começou a dizer, antes de tudo, aos seus discípulos:
2 “Açığa çıkarılmayacak üstü kapalı bir şey yoktur. Gizli olan her şey bilinecek.
2 Não há nada encoberto que não venha a ser revelado, nem oculto que não venha a ser conhecido.
3 Bunun için karanlıkta söylediğiniz her şey, aydınlıkta anlatılacak, ve kapalı kapılar ardında kulağa fısıldadıklarınız çatılardan duyurulacak.”
3 Porque tudo o que vocês disseram às escuras será ouvido em plena luz; e o que disseram ao pé do ouvido no interior da casa será proclamado dos telhados.
4 “Arkadaşlar, size diyorum ki bedeni öldüren ama ondan başka zarar veremeyenlerden korkmayın.
4 — Digo a vocês, meus amigos: não temam os que matam o corpo e, depois disso, nada mais podem fazer.
5 Esas kimden korkmanız gerektiğini size söylüyorum. Sizi öldürüp cehenneme atma yetkisi olan Allahʼtan korkun. Evet, size diyorum ki, Oʼndan korkun.
5 Eu, porém, vou mostrar a quem vocês devem temer: temam aquele que, depois de matar, tem poder para lançar no inferno. Sim, digo que a esse vocês devem temer.
6 Beş serçe kuşu iki bakır parayasatılmıyor mu? Fakat Allah o serçelerin hiçbirini unutmaz.
6 — Não se vendem cinco pardais por duas moedinhas? Entretanto, Deus não se esquece de nenhum deles.
7 Bakın, saçınızın her teli bile sayılmıştır. Korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz.
7 Até os cabelos da cabeça de vocês estão todos contados. Não temam! Vocês valem bem mais do que muitos pardais.
8 Size diyorum ki, her kim beni insanların önünde açıkça kabul ederse, İnsan Oğlu da onu Allahʼın melekleri önünde açıkça kabul edecek.
8 — Digo mais a vocês: todo aquele que me confessar diante dos outros, também o Filho do Homem o confessará diante dos anjos de Deus;
9 Ama kim beni insanların önünde reddederse, o kişi Allahʼın meleklerinin önünde de reddedilecek.
9 mas o que me negar diante das pessoas será negado diante dos anjos de Deus.
10 İnsan Oğluʼna karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak. Ama Kutsal Ruhʼa hakaret eden kişi bağışlanmayacak.
10 Todo aquele que disser uma palavra contra o Filho do Homem, isso lhe será perdoado; mas, para o que blasfemar contra o Espírito Santo, não haverá perdão.
11 Sizi toplantı yerlerindeki toplulukların, halk liderlerinin ve yetkililerin önüne çıkardıkları zaman, hiç kaygılanmayın. ‘Kendimizi nasıl savunacağız?’ ya da ‘Ne diyeceğiz?’ diye hiç düşünmeyin.
11 — Quando levarem vocês às sinagogas ou à presença de governadores e autoridades, não se preocupem quanto à maneira como irão responder, nem quanto às coisas que tiverem de falar.
12 Çünkü Kutsal Ruh size o saatte ne söylemeniz lazım olduğunu öğretecek.”
12 Porque o Espírito Santo lhes ensinará, naquela mesma hora, as coisas que vocês devem dizer.
13 Kalabalıktan biri gelip İsaʼya, “Öğretmenim, kardeşime söyle de, aile mirasını benimle paylaşsın” dedi.
13 Nesse ponto, um homem que estava no meio da multidão disse a Jesus: — Mestre, diga a meu irmão que reparta comigo a herança.
14 İsa ona şöyle cevap verdi: “Ey adam! Kim beni üzerinize yargıç ya da miras dağıtıcısı yaptı?”
14 Mas Jesus lhe respondeu:
15 Sonra herkese şunu söyledi: “Dikkat edin, kendinizi her türlü açgözlülükten kollayın. Çünkü insanın yaşamı mallarının bolluğuna bağlı değildir.”
15 Então lhes recomendou:
16 Sonra İsa onlara bir benzetme anlattı. “Zengin bir adamın toprağı bol ürün vermiş.
16 E Jesus lhes contou ainda uma parábola, dizendo:
17 Kendi kendine düşünmüş: ‘Ne yapacağım? Ürünümü saklayacak yerim yok!’
17 Então ele começou a pensar: “Que farei, pois não tenho onde armazenar a minha colheita?”
18 Sonra, ‘Evet’ demiş. ‘Ne yapacağımı biliyorum: ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım. Bütün buğdayımı ve mallarımı orada saklayacağım.
18 Até que disse: “Já sei! Destruirei os meus celeiros, construirei outros maiores e aí armazenarei todo o meu produto e todos os meus bens.
19 Sonra şöyle diyeceğim, ey canım, şimdi yıllarca yetecek kadar malların var, rahatına bak, ye, iç, hayatın tadını çıkar.’
19 Então direi à minha alma: ‘Você tem em depósito muitos bens para muitos anos; descanse, coma, beba e aproveite a vida.’”
20 Ama Allah ona şöyle demiş: ‘Ey akılsız adam! Bu gece canın senden istenecek. O zaman biriktirdiğin şeyler kimin olacak?’
20 Mas Deus lhe disse: “Louco! Esta noite lhe pedirão a sua alma; e o que você tem preparado, para quem será?”
21 Kendisine mal biriktiren ama Allahʼın istediği gibi zengin olmayan kişinin durumu budur.”
21 — Assim é o que ajunta tesouros para si mesmo, mas não é rico para com Deus.
22 Sonra İsa öğrencilerine şunu söyledi: “Bu yüzden size derim ki, ne yiyeceğiz diye canınızı sıkmayın. Ne giyeceğiz diye de bedeniniz için kaygılanmayın.
22 A seguir, Jesus se dirigiu aos seus discípulos, dizendo:
23 Çünkü can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemlidir.
23 Porque a vida é mais do que o alimento, e o corpo, mais do que as roupas.
24 Kargaları düşünün! Ne ekerler, ne de biçerler. Ne kilerleri vardır, ne de ambarları. Yine de Allah onları besler. Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz.
24 Observem os corvos, que não semeiam, não colhem, não têm despensa nem celeiros; contudo, Deus os sustenta. Vocês valem muito mais do que as aves!
25 Hangi biriniz kaygılanarak ömrünü tek bir saat uzatabilir?
25 Quem de vocês, por mais que se preocupe, pode acrescentar um côvado ao curso da sua vida?
26 Madem siz bu kadar küçük bir şey bile yapamıyorsanız, niçin öbür şeyler için kaygılanıyorsunuz?
26 Portanto, se não podem fazer nada quanto às coisas mínimas, por que se preocupam com as outras?
27 Kırdaki çiçekleri düşünün, nasıl büyürler! Ne iş yaparlar, ne de dikiş dikerler. Fakat size şunu söylüyorum: Kral Süleyman gösterişli hayat yaşadı. Ama o bile, bu çiçeklerden biri kadar güzel giyinmemişti.
27 Observem como crescem os lírios: eles não trabalham, nem fiam. Eu, porém, afirmo a vocês que nem Salomão, em toda a sua glória, se vestiu como qualquer deles.
28 Otlar bir gün çayırda büyür, ertesi gün fırına atılır. Ey siz imanı az olanlar! Allah otları bile öyle giydiriyorsa, mutlaka sizi de giydirecek, öyle değil mi?
28 Ora, se Deus veste assim a erva que hoje está no campo e amanhã é lançada no forno, muito mais fará por vocês, homens de pequena fé!
29 Yiyeceğimizi ve içeceğimizi nasıl sağlayacağız diye düşünüp endişelenmeyin.
29 Portanto, não fiquem perguntando o que irão comer ou beber e não fiquem preocupados com isso.
30 Çünkü dünyanın bütün milletleri hep böyle şeylerin peşindeler. Fakat göksel Babanız bunlara muhtaç olduğunuzu biliyor.
30 Porque os gentios de todo o mundo é que procuram estas coisas; mas o Pai de vocês sabe que vocês precisam delas.
31 Sizler ise Allahʼın Krallığıʼna önem verin. O zaman size bu şeyler de verilecek.
31 Busquem, antes de tudo, o seu Reino, e estas coisas lhes serão acrescentadas.
32 Korkmayın, ey küçük sürü. Çünkü göksel Babanız sizi krallığına kavuşturmayı uygun gördü.
32 — Não tenha medo, ó pequenino rebanho; porque o Pai de vocês se agradou em dar-lhes o seu Reino.
33 Mallarınızı satın, parasını fakirlere verin. Eskimeyen keseler alın. Gökte hiç eksilmeyen bir servet toplayın. Oraya hırsız giremez, böcek de yiyip bitiremez.
33 Vendam os seus bens e deem esmola; façam para vocês mesmos bolsas que não desgastem, tesouro inesgotável nos céus, onde o ladrão não chega, nem a traça corrói,
34 Çünkü servetiniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacak.
34 porque, onde estiver o tesouro de vocês, aí estará também o seu coração.
35 Kemerleriniz bellerinizde bağlı olsun, lambalarınız ise yanar olsun.
35 — Estejam preparados, com o corpo cingido e as lamparinas acesas.
36 Düğünden eve dönecek olan efendilerini bekleyen adamlar gibi olun. Efendileri gelip kapıyı çaldığında, ona kapıyı hemen açarlar.
36 Façam como os homens que esperam pelo seu senhor, ao voltar ele das festas de casamento; para que logo abram a porta, quando vier e bater.
37 Efendileri geldiğinde uyanık bulduğu hizmetkârlara ne mutlu. Size doğrusunu söylüyorum: O efendi beline önlük takıp onları sofraya oturtacak ve gelip onlara hizmet edecek.
37 Bem-aventurados aqueles servos a quem o senhor, quando vier, encontrar vigilantes. Em verdade lhes digo que ele há de cingir-se, dar-lhes lugar à mesa e, aproximando-se, os servirá.
38 Efendi ister gece yarısı, ister daha geç vakitte gelsin, uyanık bulacağı kölelere ne mutlu!
38 Quer ele venha à meia-noite ou de madrugada, bem-aventurados serão eles, se os encontrar vigilantes.
39 Ama şunu bilin: Eğer ev sahibi hırsızın hangi saatte geleceğini bilseydi, evinin soyulmasına izin vermezdi.
39 Porém, considerem isto: se o pai de família soubesse a que hora viria o ladrão, não deixaria que a sua casa fosse arrombada.
40 Siz de hazır olun. Çünkü İnsan Oğlu beklemediğiniz saatte gelecek.”
40 Estejam também vocês preparados, porque o Filho do Homem virá à hora em que vocês menos esperam.
41 Petrus şöyle sordu: “Efendimiz, bu benzetmeyi sadece bize mi, yoksa herkese mi anlatıyorsun?”
41 Então Pedro perguntou: — Senhor, esta parábola é só para nós ou também para todos?
42 Rab İsa da şöyle dedi: “Sadık ve akıllı yönetici kimdir ki efendisi onu ev halkının başına getirir, yiyeceklerini zamanında vermesini buyurur?
42 O Senhor respondeu:
43 Efendisinin eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu!
43 Bem-aventurado aquele servo a quem seu senhor, quando vier, achar fazendo assim.
44 Size doğrusunu söylüyorum: efendisi bu köleyi sahip olduğu bütün malın ve mülkün başına koyacak.
44 Em verdade lhes digo que lhe confiará todos os seus bens.
45 Ama diyelim ki, o köle içinden, ‘Efendimin gelmesine daha çok vakit var,’ der. Bunun üzerine öbür erkek ve kadın hizmetkârları dövüp, yemeye, içmeye ve sarhoş olmaya başlar.
45 Mas o que acontecerá se aquele servo disser consigo mesmo: “Meu senhor demora para vir”, e começar a espancar os empregados e as empregadas, a comer, a beber e a embriagar-se?
46 O zaman efendisi, kölenin hiç beklemediği bir gün, hiç bilmediği bir saatte gelecek. Onu şiddetle cezalandıracak, sadık olmayan kişilerle bir tutacak.
46 Virá o senhor daquele servo, em dia em que não o espera e em hora que não sabe, e irá aplicar-lhe um castigo severo, condenando-o com os infiéis.
47 Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan ve onun istediğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek.
47 — Aquele servo que conheceu a vontade de seu senhor e não se aprontou, nem fez segundo a sua vontade, será punido com muitos açoites.
48 Fakat bir köle efendisinin isteğini bilmeden dayağı hak eden şeyler yapmışsa, o zaman az dayak yiyecek. Kime çok şey verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, ondan daha fazlası istenecek.”
48 Aquele, porém, que não soube a vontade do seu senhor e fez coisas dignas de reprovação levará poucos açoites. Mas àquele a quem muito foi dado, muito lhe será exigido; e àquele a quem muito se confia, muito mais lhe pedirão.
49 “Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim. Keşke o ateş daha şimdiden alevlenmiş olsaydı.
49 — Eu vim para lançar fogo sobre a terra, e bem que eu gostaria que já estivesse aceso.
50 Suya vaftiz edilen bir insan gibi acılara batırılıp çıkarılmam lazım. Bu iş tamamlanıncaya kadar nasıl da sıkıntı içindeyim.
50 Mas existe um batismo pelo qual tenho de passar, e como me angustio até que o mesmo se cumpra!
51 Ne sanıyorsunuz, dünyaya barış mı getirmeye geldim? Hayır, aslında ayrılık getirmeye geldim.
51 Vocês pensam que vim para dar paz à terra? Eu afirmo a vocês que não; pelo contrário, vim para trazer divisão.
52 Çünkü bundan sonra beş kişilik bir hane, ikiye karşı üç ve üçe karşı iki olarak bölünecek.
52 Porque, daqui em diante, estarão cinco divididos numa casa: três contra dois e dois contra três.
53 Baba oğluna, oğul da babasına karşı gelecek. Kız annesine ve anne kızına karşı gelecek. Kaynana geline, gelin de kaynanasına karşı gelecek.”
53 Estarão divididos: pai contra filho, filho contra pai; mãe contra filha, filha contra mãe; sogra contra nora e nora contra sogra.
54 İsa halka şunu da söyledi: “Batıdan bir bulutun yükseldiğini görünce, hemen ‘Yağmur geliyor’ dersiniz, ve yağmur yağmaya başlar.
54 Jesus disse ainda às multidões:
55 Rüzgarın güneyden estiğini görünce, hemen ‘Sıcak bir gün olacak’ dersiniz, ve öyle olur.
55 E, quando notam que sopra o vento sul, dizem que fará calor, e assim acontece.
56 Sizi ikiyüzlüler sizi! Yeryüzünün ve gökyüzünün görünüşünden ne güzel anlam çıkarabiliyorsunuz! Ama niçin şimdiki zamanda olup bitenlerden bir anlam çıkaramıyorsunuz?
56 Hipócritas! Vocês sabem interpretar a aparência da terra e do céu, mas não sabem discernir esta época?
57 Neden neyin doğru olduğuna kendi kendinize karar vermiyorsunuz?
57 — E por que não julgam também por vocês mesmos o que é justo?
58 Meselâ senden davacı olan kişiyle sorgu yargıcına giderken, yolda davacıyla anlaşmaya bak. Yoksa o seni yargıcın önüne sürükleyecek ve yargıç seni gardiyanın eline teslim edecek, o da seni hapishaneye atacak.
58 Quando você for com o seu adversário ao magistrado, faça o possível para chegar a um acordo com ele enquanto vocês estão a caminho, para não acontecer que ele arraste você ao juiz, o juiz entregue você ao oficial de justiça e o oficial de justiça ponha você na prisão.
59 Sana şunu söylüyorum: borcunu son kuruşuna kadar ödemeden oradan çıkamazsın.”
59 Digo-lhe que você não sairá dali enquanto não pagar o último centavo.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Lucas 12, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.