Apocalipse 6

Open Basic Turkish New Testament (TUR_OBT) vs ARC

Sair da comparação
ARC Almeida Revista e Corrigida 2009
1 Kuzuʼnun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O zaman dört yaratıktan birinin gök gürlemesine benzer bir sesle, “Gel” dediğini işittim.
1 E, havendo o Cordeiro aberto um dos selos, olhei e ouvi um dos quatro animais, que dizia, como em voz de trovão: Vem e vê!
2 Bir de baktım, beyaz bir at gördüm. Ata binmiş olanın elinde yay vardı. Ona bir taç verildi, ve zafer üstüne zafer kazanmaya çıktı.
2 E olhei, e eis um cavalo branco; e o que estava assentado sobre ele tinha um arco; e foi-lhe dada uma coroa, e saiu vitorioso e para vencer.
3 Kuzu ikinci mührü açınca ikinci yaratığın, “Gel” dediğini işittim.
3 E, havendo aberto o segundo selo, ouvi o segundo animal, dizendo: Vem e vê!
4 Kızıl renkte başka bir at ortaya çıktı. Ata binmiş olana yeryüzünden barışı kaldırma yetkisi verildi. Böylece insanlar birbirlerini katledeceklerdi. Aynı zamanda ata binmiş olana büyük bir kılıç verildi.
4 E saiu outro cavalo, vermelho; e ao que estava assentado sobre ele foi dado que tirasse a paz da terra e que se matassem uns aos outros; e foi-lhe dada uma grande espada.
5 Kuzu üçüncü mührü açınca üçüncü yaratığın, “Gel” dediğini işittim. Bakınca kara bir at gördüm. Ata binmiş olanın elinde bir terazi vardı.
5 E, havendo aberto o terceiro selo, ouvi o terceiro animal, dizendo: Vem e vê! E olhei, e eis um cavalo preto; e o que sobre ele estava assentado tinha uma balança na mão.
6 Dört yaratığın ortasından sanki bir ses işittim. Ses şöyle diyordu, “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına ve şaraba zarar verme.”
6 E ouvi uma voz no meio dos quatro animais, que dizia: Uma medida de trigo por um dinheiro; e três medidas de cevada por um dinheiro; e não danifiques o azeite e o vinho.
7 Kuzu dördüncü mührü açınca dördüncü yaratığın “Gel” dediğini işittim.
7 E, havendo aberto o quarto selo, ouvi a voz do quarto animal, que dizia: Vem e vê!
8 Bakınca soluk yeşil bir at gördüm. Ata binmiş olanın adı Ölümʼdü. Ölüler dünyası onun peşinden geldi. İnsanları kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla ve yeryüzünün vahşi hayvanlarıyla öldürsünler diye onlara dünyanın dörtte bir yanı üzerine yetki verildi.
8 E olhei, e eis um cavalo amarelo; e o que estava assentado sobre ele tinha por nome Morte; e o inferno o seguia; e foi-lhes dado poder para matar a quarta parte da terra com espada, e com fome, e com peste, e com as feras da terra.
9 Kuzu beşinci mührü açınca katledilen kişilerin canlarını kurban yerinin altında gördüm. Onlar Allahʼın sözü ve ettikleri şahitlik için öldürülmüşlerdi.
9 E, havendo aberto o quinto selo, vi debaixo do altar as almas dos que foram mortos por amor da palavra de Deus e por amor do testemunho que deram.
10 Yüksek sesle feryat edip şöyle dediler: “Ey Efendimiz, sen kutsal ve doğrusun. Daha ne zamana kadar bekleyeceksin? Yeryüzünde oturanları cezalandır, dökülen kanımızın intikamını al!”
10 E clamavam com grande voz, dizendo: Até quando, ó verdadeiro e santo Dominador, não julgas e vingas o nosso sangue dos que habitam sobre a terra?
11 Öldürülen kişilerin her birine beyaz bir kaftan verildi. Kısa bir süre daha beklemeleri istendi. Mesihʼe hizmet eden imanlı kardeşlerinden bazıları onlar gibi öldürülecekti. Onların sayısı tamamlanıncaya kadar beklemeleri istendi.
11 E a cada um foi dada uma comprida veste branca e foi-lhes dito que repousassem ainda um pouco de tempo, até que também se completasse o número de seus conservos e seus irmãos que haviam de ser mortos como eles foram.
12 Kuzu altıncı mührü açınca baktım, büyük bir deprem oldu. Güneş keçi kılından yapılmış bir çuval gibi kapkara oldu. Ay tamamen kan rengine döndü.
12 E, havendo aberto o sexto selo, olhei, e eis que houve um grande tremor de terra; e o sol tornou-se negro como saco de cilício, e a lua tornou-se como sangue.
13 Gökteki yıldızlar da yeryüzüne düştü. Bu, güçlü rüzgarla sarsılan incir ağacından olgunlaşmamış incirlerin düşmesi gibiydi.
13 E as estrelas do céu caíram sobre a terra, como quando a figueira lança de si os seus figos verdes, abalada por um vento forte.
14 Gökyüzü de dürülen tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ, her ada yerinden sökülüp alındı.
14 E o céu retirou-se como um livro que se enrola; e todos os montes e ilhas foram removidos do seu lugar.
15 Dünya kralları, büyük devlet adamları, komutanlar, zenginler, sözü geçenler, bütün köleler ve özgür insanlar mağaralara ve dağlardaki kayaların arasına saklandılar.
15 E os reis da terra, e os grandes, e os ricos, e os tribunos, e os poderosos, e todo servo, e todo livre se esconderam nas cavernas e nas rochas das montanhas
16 Dağlara ve kayalara, “Üzerimize düşün”dediler. “Bizi tahtta oturan Allahʼın bakışından ve Kuzuʼnun öfkesinden saklayın.
16 e diziam aos montes e aos rochedos: Caí sobre nós e escondei-nos do rosto daquele que está assentado sobre o trono e da ira do Cordeiro,
17 Çünkü onların öfkesinin büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir?”
17 porque é vindo o grande Dia da sua ira; e quem poderá subsistir?

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Apocalipse 6, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.