Apocalipse 21

Open Basic Turkish New Testament (TUR_OBT) vs NAA

Sair da comparação
NAA Nova Almeida Atualizada 2017
1 Sonra yeni bir gök ve yeni bir yergördüm. Çünkü önceki gök ve önceki yer ortadan kalkmıştı. Artık deniz de yoktu.
1 E vi novo céu e nova terra, pois o primeiro céu e a primeira terra passaram, e o mar já não existe.
2 Kutsal şehrin, yeni Yeruşalimʼin gökten Allahʼın huzurundan indiğini gördüm. Kocası için süslenmiş bir gelin gibiydi.
2 Vi também a cidade santa, a nova Jerusalém, que descia do céu, da parte de Deus, preparada como uma noiva enfeitada para o seu noivo.
3 Tahttan çıkan gür bir ses işittim. Ses şöyle dedi: “Bakın! Allahʼın yaşadığı yer insanların arasındadır. O, onlarla birlikte yaşayacak. Onlar Oʼnun halkı olacaklar. Allahʼın kendisi de onların arasında olacak.
3 Então ouvi uma voz forte que vinha do trono e dizia: — Eis o tabernáculo de Deus com os seres humanos. Deus habitará com eles. Eles serão povos de Deus, e Deus mesmo estará com eles e será o Deus deles.
4 Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak.Artık ne yas, ne feryat, ne de acı olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.”
4 E lhes enxugará dos olhos toda lágrima. E já não existirá mais morte, já não haverá luto, nem pranto, nem dor, porque as primeiras coisas passaram.
5 Tahtta Oturan da şöyle dedi: “Bakın! Ben her şeyi yeni yapıyorum.” Sonra, “Yaz!” dedi. “Çünkü bu sözler güvenilir ve doğrudur.”
5 E aquele que estava sentado no trono disse: — Eis que faço novas todas as coisas. E acrescentou: — Escreva, porque estas palavras são fiéis e verdadeiras.
6 Ayrıca bana şöyle dedi: “Her şey tamam! Alfa ve Omegabenim. Her şeyi başlatan ve tamamlayan benim. Susayan herkese yaşam suyunun pınarından bedava su vereceğim.
6 Disse-me ainda: — Tudo está feito! Eu sou o Alfa e o Ômega, o Princípio e o Fim. Eu, a quem tem sede, darei de graça da fonte da água da vida.
7 Kim zafer kazanırsa, bu şeyleri miras alacak. Ben ona Allah olacağım, o da bana oğul olacak.
7 O vencedor herdará estas coisas, e eu serei o Deus dele e ele será o meu filho.
8 Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, zina eden, büyücülükle uğraşan, puta tapan insanların ve bütün yalancıların yeri, kükürtle yanan ateş gölü olacak. İkinci ölüm budur.”
8 Quanto, porém, aos covardes, aos incrédulos, aos abomináveis, aos assassinos, aos imorais, aos feiticeiros, aos idólatras e a todos os mentirosos, a parte que lhes cabe será no lago que está queimando com fogo e enxofre, a saber, a segunda morte.
9 Son yedi belayla dolu yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle konuştu. “Gel!” dedi. “Sana Kuzuʼnun karısı olacak gelini göstereceğim.”
9 Então veio um dos sete anjos que tinham as sete taças cheias dos últimos sete flagelos e falou comigo, dizendo: — Venha, vou mostrar-lhe a noiva, a esposa do Cordeiro.
10 Melek beni Allahʼın Ruhuʼnun yardımıyla kocaman, yüksek bir dağa götürdü. Orada bana kutsal Yeruşalim şehrini gösterdi. Şehir gökten, Allahʼın huzurundan iniyordu.
10 E ele me levou, no Espírito, a uma grande e elevada montanha e me mostrou a cidade santa, Jerusalém, que descia do céu, da parte de Deus,
11 Allahʼın görkemiyle ışıldıyordu. Şehrin ışıltısı çok değerli bir taşın, kristal gibi parıldayan yeşim taşının ışıltısına benziyordu.
11 a qual tem a glória de Deus. O seu brilho era semelhante a uma pedra preciosíssima, como pedra de jaspe cristalina.
12 Şehrin kalın ve yüksek bir duvarı ve on iki tane kapısı vardı. Kapılarda on iki melek duruyordu. Kapıların üzerine İsrailoğullarının on iki oymağının adları yazılıydı.
12 Tinha uma muralha grande e alta, com doze portões, e, junto aos portões, doze anjos. Sobre os portões estavam escritos nomes, a saber, os nomes das doze tribos dos filhos de Israel.
13 Doğuda, kuzeyde, güneyde ve batıda üçer kapı vardı.
13 Três portões se achavam a leste, três, ao norte, três, ao sul, e três, a oeste.
14 Şehrin duvarında on iki temel taşı vardı. Bunların üstünde Kuzuʼnun on iki elçisinin adları yazılıydı.
14 A muralha da cidade tinha doze fundamentos, e sobre estes estavam os doze nomes dos doze apóstolos do Cordeiro.
15 Benimle konuşan meleğin elinde altın bir ölçme çubuğu vardı. Melek şehri, kapılarını ve duvarını ölçmeye hazırlanıyordu.
15 Aquele que falava comigo tinha por medida uma vara de ouro para medir a cidade, os seus portões e a sua muralha.
16 Şehir kare şeklindeydi, onun uzunluğu ve genişliği aynıydı. Melek şehri çubukla ölçtü. Her yanı on iki bin ok atımıydı.Şehrin uzunluğu, genişliği ve yüksekliği birbirine eşitti.
16 A cidade tinha a forma de um quadrado, de comprimento e largura iguais. E mediu a cidade com a vara, e tinha doze mil estádios. O seu comprimento, largura e altura são iguais.
17 Melek duvarı da ölçtü. Kullandığı ölçü, insan ölçüsüne göre yüz kırk dört arşındı.
17 Mediu também a sua muralha, e tinha cento e quarenta e quatro côvados, pela medida humana que o anjo usava.
18 Duvar yeşim denen değerli taştan yapılmıştı. Şehir ise cam kadar duru, saf altındandı.
18 A muralha é feita de jaspe e a cidade é de ouro puro, semelhante a vidro límpido.
19 Şehir duvarının temelleri çeşitli değerli taşlarla süslenmişti: birinci temel taşı yeşim, ikincisi safir, üçüncüsü alaca akik, dördüncüsü zümrüt,
19 Os alicerces da muralha da cidade estão enfeitados de todo tipo de pedras preciosas. O primeiro alicerce é de jaspe; o segundo, de safira; o terceiro, de calcedônia; o quarto, de esmeralda;
20 beşincisi kantaşı, altıncısı kırmızı akik, yedincisi zebercet, sekizincisi beril, dokuzuncusu topaz, onuncusu sarıca zümrüt, on birincisi mavi yakut, on ikincisi ametistti.
20 o quinto, de sardônio; o sexto, de sárdio; o sétimo, de crisólito; o oitavo, de berilo; o nono, de topázio; o décimo, de crisópraso; o décimo primeiro, de jacinto; e o décimo segundo, de ametista.
21 On iki kapı on iki inciydi. Her kapı birer inciden yapılmıştı. Şehrin ana caddesi cam gibi berrak, saf altındandı.
21 Os doze portões são doze pérolas, e cada um desses portões é feito de uma só pérola. A praça da cidade é de ouro puro, como vidro transparente.
22 Şehirde tapınak görmedim. Çünkü sonsuz güç sahibi Rab Allah, ve Kuzu şehrin tapınağıdır.
22 Não vi nenhum santuário na cidade, porque o seu santuário é o Senhor, o Deus Todo-Poderoso, e o Cordeiro.
23 Aydınlanmak için şehrin güneşe veya aya ihtiyacı yoktur. Çünkü Allahʼın görkemi onu aydınlatır. Kuzu da onun lambasıdır.
23 A cidade não precisa do sol nem da lua para lhe dar claridade, pois a glória de Deus a ilumina, e o Cordeiro é a sua lâmpada.
24 Milletler şehrin ışığında yürüyecekler. Dünyanın kralları da servetlerini oraya getirecekler.
24 As nações andarão mediante a sua luz, e os reis da terra lhe trazem a sua glória.
25 Şehrin kapıları gündüz hiç kapanmayacak. Orada gece zaten olmayacak.
25 Os seus portões jamais se fecharão de dia, pois nela não haverá noite.
26 Milletler görkemli ve değerli mallarını oraya getirecekler.
26 E lhe trarão a glória e a honra das nações.
27 Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç davranışlarda bulunan ve yalan söyleyen hiç kimse asla girmeyecek, yalnız adları Kuzuʼnunyaşam kitabında yazılı olanlar girecek.
27 Nela não entrará nada que seja impuro, nem o que pratica abominação e mentira, mas somente os inscritos no Livro da Vida do Cordeiro.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Apocalipse 21, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.