Deuteronômio 32

Türkçe (BB31) vs ACF

Sair da comparação
ACF Almeida Corrigida Fiel
1 ‹‹Ey gökler, kulak verin, sesleneyim; 2 Ey dünya, ağzımdan çıkan sözleri işit!
1 Inclinai os ouvidos, ó céus, e falarei; e ouça a terra as palavras da minha boca.
2 Öğretişim yağmur gibi damlasın; 2 Sözlerim çiy gibi düşsün, 2 Çimen üzerine çiseleyen yağmur gibi, 2 Bitkilere yağan sağanak gibi.
2 Goteje a minha doutrina como a chuva, destile a minha palavra como o orvalho, como chuvisco sobre a erva e como gotas de água sobre a relva.
3 RABbin adını duyuracağım. 2 Ululuğu için Tanrımızı övün!
3 Porque apregoarei o nome do Senhor; engrandecei a nosso Deus.
4 O Kayadır, işleri kusursuzdur, 2 Bütün yolları doğrudur. 2 O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrıdır. 2 Doğru ve adildir.
4 Ele é a Rocha, cuja obra é perfeita, porque todos os seus caminhos justos são; Deus é a verdade, e não há nele injustiça; justo e reto é.
5 Bu eğri ve sapık kuşak, 2 Ona bağlı kalmadı. 2 Onun çocukları değiller. 2 Bu onların utancıdır.
5 Corromperam-se contra ele; não são seus filhos, mas a sua mancha; geração perversa e distorcida é.
6 RABbe böyle mi karşılık verilir, 2 Ey akılsız ve bilgelikten yoksun halk? 2 Sizi yaratan, size biçim veren, 2 Babanız, Yaratıcınız O değil mi?
6 Recompensais assim ao Senhor, povo louco e ignorante? Não é ele teu pai que te adquiriu, te fez e te estabeleceu?
7 ‹‹Eski günleri anımsayın; 2 Çoktan geçmiş çağları düşünün. 2 Babanıza sorun, size anlatsın, 2 Yaşlılarınız size açıklasın.
7 Lembra-te dos dias da antiguidade, atenta para os anos de muitas gerações: pergunta a teu pai, e ele te informará; aos teus anciãos, e eles te dirão.
8 Yüceler Yücesi uluslara paylarına düşeni verip 2 İnsanları böldüğünde, 2 Ulusların sınırlarını 2 İsrailoğullarının sayısına göre belirledi.
8 Quando o Altíssimo distribuía as heranças às nações, quando dividia os filhos de Adão uns dos outros, estabeleceu os termos dos povos, conforme o número dos filhos de Israel.
9 Çünkü RABbin payı kendi halkıdır 2 Ve Yakup soyu Onun payına düşen mirastır. ‹‹Tanrının melekleri››, Kumran ‹‹Tanrının oğulları››.
9 Porque a porção do Senhor é o seu povo; Jacó é a parte da sua herança.
10 ‹‹Onu kurak bir ülkede, 2 Issız, uluyan bir çölde buldu, 2 Onu kuşattı, kayırdı, 2 Gözbebeği gibi korudu.
10 Achou-o numa terra deserta, e num ermo solitário cheio de uivos; cercou-o, instruiu-o, e guardou-o como a menina do seu olho.
11 Yuvasında yavrularını uçmaya kışkırtan, 2 Onların üzerinde kanat çırpan bir kartal gibi, 2 Kanatlarını gerip onları aldı 2 Ve kanatları üzerinde taşıdı.
11 Como a águia desperta a sua ninhada, move-se sobre os seus filhos, estende as suas asas, toma-os, e os leva sobre as suas asas,
12 Ona yalnız RAB yol gösterdi, 2 Yanında yabancı ilah yoktu.
12 Assim só o Senhor o guiou; e não havia com ele deus estranho.
13 ‹‹Onu yeryüzünün yüksekliklerinde gezdirdi, 2 Tarlada yetişen ürünlerle doyurdu. 2 Onu kayadan akan balla, 2 Çakmaktaşından çıkardığı yağla besledi.
13 Ele o fez cavalgar sobre as alturas da terra, e comer os frutos do campo, e o fez chupar mel da rocha e azeite da dura pederneira.
14 İneklerin yağıyla, 2 Koyunların sütüyle, 2 Besili kuzularla, 2 Başan cinsi en iyi koçlarla, tekelerle, 2 En iyi buğdayla onu besledi. 2 Halk üzümün kırmızı kanını içti.
14 Manteiga de vacas, e leite de ovelhas, com a gordura dos cordeiros e dos carneiros que pastam em Basã, e dos bodes, com o mais escolhido trigo; e bebeste o sangue das uvas, o vinho puro.
15 ‹‹Yeşurun semirdi ve sahibini tepti; 2 Doyunca yağ bağlayıp ağırlaştı, 2 Kendisini yaratan Tanrıya sırt çevirdi, 2 Kurtarıcısını, Kayayı küçümsedi. verilen bir addır.
15 E, engordando-se Jesurum, deu coices (engordaste-te, engrossaste-te, e de gordura te cobriste) e deixou a Deus, que o fez, e desprezou a Rocha da sua salvação.
16 Yabancı ilahlarla Tanrıyı kıskandırıp 2 İğrençlikleriyle Onu öfkelendirdiler.
16 Com deuses estranhos o provocaram a zelos; com abominações o irritaram.
17 Tanrı olmayan cinlere, 2 Tanımadıkları ilahlara, 2 Atalarınızın korkmadıkları, 2 Son zamanlarda ortaya çıkan 2 Yeni ilahlara kurban kestiler.
17 Sacrifícios ofereceram aos demônios, não a Deus; aos deuses que não conheceram, novos deuses que vieram há pouco, aos quais não temeram vossos pais.
18 Seni oluşturan Kayayı savsakladın, 2 Seni yaratan Tanrıyı unuttun.
18 Esqueceste-te da Rocha que te gerou; e em esquecimento puseste o Deus que te formou;
19 ‹‹RAB bunu görünce onları reddetti; 2 Çünkü oğulları, kızları Onu öfkelendirmişlerdi.
19 O que vendo o Senhor, os desprezou, por ter sido provocado à ira contra seus filhos e suas filhas;
20 ‹Yüzümü onlardan çevirecek 2 Ve sonlarının ne olacağını göreceğim› dedi, 2 ‹Çünkü onlar sapık bir kuşak 2 Ve güvenilmez çocuklardır.
20 E disse: Esconderei o meu rosto deles, verei qual será o seu fim; porque são geração perversa, filhos em quem não há lealdade.
21 Tanrı olmayan ilahlarla 2 Beni kıskandırdılar; 2 Değersiz putlarıyla beni öfkelendirdiler. 2 Ben de halk olmayan bir halkla 2 Onları kıskandıracağım. 2 Anlayışsız bir ulusla 2 Onları öfkelendireceğim.
21 A zelos me provocaram com aquilo que não é Deus; com as suas vaidades me provocaram à ira: portanto eu os provocarei a zelos com o que não é povo; com nação louca os despertarei à ira.
22 Çünkü size karşı öfkem ateş gibi tutuşup 2 Ölüler diyarının derinliklerine dek yanacak. 2 Yeryüzünü ve ürününü yutup yok edecek 2 Ve dağların temellerini tutuşturacak.
22 Porque um fogo se acendeu na minha ira, e arderá até ao mais profundo do inferno, e consumirá a terra com a sua colheita, e abrasará os fundamentos dos montes.
23 ‹‹ ‹Üzerlerine kötülükler yığacağım, 2 Oklarımı onlara karşı kullanacağım.
23 Males amontoarei sobre eles; as minhas setas esgotarei contra eles.
24 Kavurucu kıtlık, tüketici hastalık, 2 Öldürücü salgın vuracak onları. 2 Gönderdiğim canavarlar dişleriyle onlara saldıracak, 2 Toprakta sürünen zehirli yılanlar onları ısıracak.
24 Consumidos serão de fome, comidos pela febre ardente e de peste amarga; e contra eles enviarei dentes de feras, com ardente veneno de serpentes do pó.
25 Sokakta kılıç onları çocuksuz bırakacak; 2 Evlerinde dehşet egemen olacak. 2 Delikanlısı, genç kızı, 2 Emzikteki çocuğu, aksaçlısı ölecek.
25 Por fora devastará a espada, e por dentro o pavor; ao jovem, juntamente com a virgem, assim à criança de peito como ao homem encanecido.
26 Onları darmadağın etmeyi, 2 İnsanlar arasından anılarını silmeyi düşündüm.
26 Eu disse: Por todos os cantos os espalharei; farei cessar a sua memória dentre os homens,
27 Ama düşmanın alay etmesinden çekindim. 2 Öyle ki, düşman yanlış anlayıp da, 2 Bütün bunları yapan RAB değil, 2 Başarı kazanan biziz, demesin.›
27 Se eu não receasse a ira do inimigo, para que os seus adversários não se iludam, e para que não digam: A nossa mão está exaltada; o Senhor não fez tudo isto.
28 ‹‹Onlar anlayışsız bir ulustur, 2 Onlarda sezgi yoktur.
28 Porque são gente falta de conselhos, e neles não há entendimento.
29 Keşke bilge kişiler olsalardı, anlasalardı, 2 Sonlarının ne olacağını düşünselerdi!
29 Quem dera eles fossem sábios! Que isto entendessem, e atentassem para o seu fim!
30 Onların Kayası kendilerini satmamış 2 Ve RAB onları ele vermemiş olsaydı, 2 Nasıl bir kişi bin kişiyi kovar, 2 İki kişi on bin kişiyi kaçırtırdı?
30 Como poderia ser que um só perseguisse mil, e dois fizessem fugir dez mil, se a sua Rocha os não vendera, e o Senhor os não entregara?
31 Çünkü bizim Kayamızfö onların kayasına benzemez, 2 Düşmanlarımız bu konuda yargıç olabilir.
31 Porque a sua rocha não é como a nossa Rocha, sendo até os nossos inimigos juízes disto.
32 Onların asması Sodom asmasından, 2 Gomora bağlarındandır. 2 Üzümleri zehirle dolu, 2 Salkımları acıdır.
32 Porque a sua vinha é a vinha de Sodoma e dos campos de Gomorra; as suas uvas são uvas venenosas, cachos amargos têm.
33 Şarapları yılan zehiri, 2 Kobraların öldürücü zehiridir.
33 O seu vinho é ardente veneno de serpentes, e peçonha cruel de víboras.
34 ‹‹ ‹Bu kötülükleri yazmadım mı? 2 Hazinelerimde mühürlemedim mi?
34 Não está isto guardado comigo? Selado nos meus tesouros?
35 Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim, 2 Zamanı gelince ayakları kayacak, 2 Onların yıkım günü yakındır, 2 Ceza günü hızla yaklaşıyor.›
35 Minha é a vingança e a recompensa, ao tempo que resvalar o seu pé; porque o dia da sua ruína está próximo, e as coisas que lhes hão de suceder, se apressam a chegar.
36 ‹‹RAB kendi halkının hakkını koruyacak, 2 Onların gücünün tükendiğini, 2 Ülkede genç yaşlı kimsenin kalmadığını görünce, 2 Kullarına acıyacaktır.
36 Porque o Senhor fará justiça ao seu povo, e se compadecerá de seus servos; quando vir que o poder deles se foi, e não há preso nem desamparado.
37 ‹Hani sığındığınız kaya, 2 Hani ilahlarınız nerede?› diyecek,
37 Então dirá: Onde estão os seus deuses? A rocha em quem confiavam,
38 ‹Kurbanlarınızın yağını yiyen, 2 Dökmelik sununuzu içen 2 İlahlarınız hani nerede? 2 Kalksınlar da size yardım etsinler! 2 Size barınak olsunlar!
38 De cujos sacrifícios comiam a gordura, e de cujas libações bebiam o vinho? Levantem-se, e vos ajudem, para que haja para vós esconderijo.
39 ‹‹ ‹Artık anlayın ki, ben, evet ben Oyum, 2 Benden başka tanrı yoktur! 2 Öldüren de, yaşatan da, 2 Yaralayan da, iyileştiren de benim. 2 Kimse elimden kurtaramaz.
39 Vede agora que eu, eu o sou, e mais nenhum deus há além de mim; eu mato, e eu faço viver; eu firo, e eu saro, e ninguém há que escape da minha mão.
40 Elimi göğe kaldırır 2 Ve sonsuzluk boyunca varlığım hakkı için derim ki,
40 Porque levantarei a minha mão aos céus, e direi: Eu vivo para sempre.
41 Parlayan kılıcımı bileyip 2 Yargılamak için elime alınca, 2 Düşmanlarımdan öç alacağım, 2 Benden nefret edenlere karşılığını vereceğim.
41 Se eu afiar a minha espada reluzente, e se a minha mão travar o juízo, retribuirei a vingança sobre os meus adversários, e recompensarei aos que me odeiam.
42 Oklarımı kanla sarhoş edeceğim, 2 Kılıcım vurulanların, tutsakların kanıyla, 2 Düşman önderlerinin başlarıyla 2 Ve etle beslenecek.›
42 Embriagarei as minhas setas de sangue, e a minha espada comerá carne; do sangue dos mortos e dos prisioneiros, desde a cabeça, haverá vinganças do inimigo.
43 ‹‹Ey uluslar, Onun halkını kutlayın, 2 Çünkü O kullarının kanının öcünü alacak, 2 Düşmanlarından öç alacak, 2 Ülkesinin ve halkının günahını bağışlayacak.››
43 Jubilai, ó nações, o seu povo, porque ele vingará o sangue dos seus servos, e sobre os seus adversários retribuirá a vingança, e terá misericórdia da sua terra e do seu povo.
44 Musa, Nun oğlu Hoşea ile birlikte gelip bu ezginin sözlerini halka okudu.
44 E veio Moisés, e falou todas as palavras deste cântico aos ouvidos do povo, ele e Josué, filho de Num.
45 Musa sözlerini bitirince, İsraillilere şöyle dedi: ‹‹Bugün size bildirdiğim bu uyarıcı sözlerin tümünü benimseyin. Bu yasanın bütün sözlerine dikkat etmeleri ve yerine getirmeleri için çocuklarınıza buyruk verin.
45 E, acabando Moisés de falar todas estas palavras a todo o Israel,
46 — ausente —
46 Disse-lhes: Aplicai o vosso coração a todas as palavras que hoje testifico entre vós, para que as recomendeis a vossos filhos, para que tenham cuidado de cumprir todas as palavras desta lei.
47 Bunlar sizin için boş sözler değildir, sizin yaşamınızdır. Şeria Irmağından geçerek mülk edineceğiniz ülkede ömrünüz bu sözler sayesinde uzun olacaktır.››
47 Porque esta palavra não vos é vã, antes é a vossa vida; e por esta mesma palavra prolongareis os dias na terra a qual, passando o Jordão, ides a possuir.
48 RAB aynı gün Musaya şöyle seslendi:
48 Depois falou o Senhor a Moisés, naquele mesmo dia, dizendo:
49 ‹‹Haavarim dağlık bölgesine, Eriha karşısında Moav ülkesindeki Nevo Dağına çık. Mülk olarak İsraillilere vereceğim Kenan ülkesine bak.
49 Sobe ao monte de Abarim, ao monte Nebo, que está na terra de Moabe, defronte de Jericó, e vê a terra de Canaã, que darei aos filhos de Israel por possessão.
50 Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.
50 E morre no monte ao qual subirás; e recolhe-te ao teu povo, como Arão teu irmão morreu no monte Hor, e se recolheu ao seu povo.
51 Çünkü ikiniz de Zin Çölünde, Meriva-Kadeş sularında, İsraillilerin önünde bana ihanet ettiniz, kutsallığımı önemsemediniz.
51 Porquanto transgredistes contra mim no meio dos filhos de Israel, às águas de Meribá de Cades, no deserto de Zim; pois não me santificastes no meio dos filhos de Israel.
52 Bu nedenle ülkeyi ancak uzaktan göreceksin. Ama oraya, İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyeceksin.››
52 Pelo que verás a terra diante de ti, porém não entrarás nela, na terra que darei aos filhos de Israel.

Ler em outra tradução

Comparar com outra

Estude este capítulo no WhatsApp

Peça à IA da Bíblia Fala para explicar Deuteronômio 32, comparar traduções ou montar um estudo — tudo direto pelo WhatsApp.